Kategorilerim

Ana Sayfa Arsiv Ziyaretçi Defteri

Son Yazılar

WWW.ALEVİİSLAMYOLU.COM SİTESİNDEYİZBu ülkeyi Türkleştiren ve Müslümanlaştıran AlevilerdirAlevilerden Selçuk'a ÖdülVakit Yazarına YanıtAvrupa'daki Aleviler Nereye Gidiyor?

Belgeseller

Türkiye'de Alevilik Aşık Veysel

Bağlantılar

Aleviyolu Alevi Haber Merkezi Alevi Konseyi Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı Cem Radyo Cem Tv Cem Vakfı Erenler Forum Habercem Karacaahmet

FETHULLAH GÜLEN İSKANDİNAVYA'DA

 Fethullah Gülen İskandinavya’da


GEÇENLERDE DHA Stockholm muhabiri Tandoğan Uysal ile konuşuyorduk. O anlattı:

Fethullah Gülen’e yakınlığı ile bilinen Zaman Grubu İskandinavya’da büyük bir atak başlatmış. Stockholm’de kısa bir süre önce Türk öğrencilere derslerinde yardımcı olmak için 2 dershane açan grup, Zaman Gazetesi’ni 1 Mart 2008 tarihinden itibaren günlük olarak yayınlayacakmış. Günlük yayın öncesinde, Stockholm’de çok modern bir gazete binasını törenle hizmete açmışlar. Türkiye’nin Stockholm Büyükelçisi Necip Egüz de davete katılarak yaptığı konuşmada, Zaman Grubu’nu bu atılımından dolayı kutlamış...

Söylentiye göre, Zaman Gazetesi İsveç’teki Türklere bedava dağıtılacakmış. Bu arada İsveç’teki Türk çocuklarının Türkçe anadil sıkıntısını gidermek için yıllardır Türkiye’den Türkçe öğretmen getirmesi düşüncesi bir türlü yaşama geçirilemezken, Fethullah Gülen’in Stockholm’deki okullarında Türkiye’den getirilen 10 uzman öğretmen göreve başlamış...

* * *

Hakan Yavuz, salı günü adını verdiğim kitabında ("Modernleşen Müslümanlar") Yeni-Nur (Fethullahçılık) hareketini üç aşamada inceliyor (s. 245-278). Dördüncüsünü ben ekleyeceğim:

1. Dinsel cemaat inşa etme dönemi (1966-1983); 2. Kamusal alanın genişlediği ve dinsel cemaatin sınırlarının gevşetildiği dönem (1983-1997); 3. Baskı ve zorunlu liberalleşme paradoksu dönemi (1997-2002); 4. Bir el yağda bir el balda dönemi (2002 sonrası).

Salı günkü yazımda da söyledim, bir dinsel cemaat hareketinin siyasal rejimi etkilemek ve değiştirmek gibi bir niyeti yoksa eğitim ve öğretimde, ekonominin bütün alanlarında, medyada, yazın dünyasında, üniversitelerde ve devlet kadrolarında neden örgütlensin? Böyle bir niyeti olmasa bile örgütlendikten sonra ortaya çıkar bu! Hazırlanan "Altın Nesil", Fethullahçı İslami anlayışa göre yeniden biçilip-dikilecek toplumun yönetici kadrolarını oluşturmayacak mı?

* * *

Başbakan istediği kadar "Bir din devletiniz peşinde değiliz, böyle bir gayretimiz yok!" desin, kendisini iktidara getiren güçlerin (Nurcular, Nakşiler, Milli Görüş, Fethullahçılar) böyle bir amacı var. AKP ve onu destekleyen güçler şu anda laik devleti kötürümleştirme operasyonunu yapmakta. Operasyon tamamlandığı zaman bu güçlerin kendi aralarında bir çekişme ve iç savaş başlayacak. Bu iç savaş kansız da olabilir, Filistin’deki gibi kanlı da olabilir.

Bu gelecekten kurtulabilmemizin tek bir olanağı var: Laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin, cumhuriyet devletinin yıkılmaması.

Başbakan’ın içtenliğine inanmamızın en önemli koşullarından biri, imam-hatip okullarının, 3 Mart 1924 tarih ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun gösterdiği doğrultuda yeniden örgütlenmesi. Türban fesadı sanıldığı kadar önemli değil, yaranın gözü İHL’lerde. Liberal demokrat olduğunu iddia edenler, bu yazımı çok dikkatli okusunlar. Bireysel özgürlük falan diyerek türbana arka çıktılar ama İHL’nin özgürlüklerle hiçbir ilişkisi yok. "Türkiye şeriat esaslarına göre yönetilen ülke olamaz, bunun tarihsel ve toplumsal koşulları yok!" diyenler ile "Yahu askerler nasıl olsa müsaade etmez!" diye avunanlara Melih Pekdemir’in çok güzel bir cevabı var: "Şeriat, selamünaleyküm ben geldim, demez!" (Birgün, 18.02.08) Ben de yıllardır, aylardır, iki gündür bunu ve bunun nasıl olduğunu, olacağını anlatıyorum zaten!

 

hürriyet

 

 

29/2/2008 | Kategori: haberler | Yorum (1) Yorum yaz! Kalici Baglanti


REHA ÇAMUROĞLU'NDAN TÜRBANA DESTEK

 

REHA ÇAMUROĞLU VAKİT GAZETESİNE İÇİNİ DÖKTÜ: 

Daha önce de Vakit Gazetesine ilginç açıklamalarda bulunan, Alevi Derneklerini İslamcılara şikayet edip, içini döken Reha ÇAMUROĞLU bu seferde türbandan girdi AKP İftarından çıktı. AKP Milletvekili misyonuna uygun bir yaklaşımla türbanı savunan Çamuroğlu lafı evirip çevirip AKP iftarına getirdi. İşte Çamuroğlu'nun Vakit'teki açıklamaları: 

Çamuroğlu, başörtüsünün “düşmana verilmiş bir silah” olarak görüldüğünü söyledi. Çamuroğlu, “Bu güvensizlik ortamının üzerine nasıl gidilir, diyalog kurarak; diyaloğu kopararak gidilmez. Ama bu arkadaşların niyeti zaten diyalog kurmak değil, bağcıyı dövmek. Bunu Alevi iftarında gördük” diye konuştu.

‘BİLGİSİZ VE DUYARSIZLAR’

Başörtülü öğrencilerin üniversitelere girebilmelerinin laiklikle hiçbir alakasının olmadığını ifade eden Çamuroğlu, söz konusu Alevi derneklerini önyargılı olmakla eleştirdi.

Çamuroğlu “Özellikle internet ortamında gördüğüm kadarıyla, Sûnniler ve Aleviler birbirlerine karşı son derece önyargılılar. Son derece bilgisiz ve duyarsızlar. Ve birbirlerinin aldığı, alacağı hakkı sanki düşman eline geçmiş bir silah gibi görüyorlar. Bu, memleketin geleceği açısından çok vahim bir durum. Oysa yok böyle bir şey. Biz birbirimizin düşmanı değiliz. Öyle bir ortam var ki; siz elinizi arka cebinize götürdüğünüzde birileri silah çekeceğinizi zannediyor. Kimse mendil çıkartacağınızı düşünmüyor.

Büyük bir güvensizlik ortamı var. Bu güvensizlik ortamının üzerine nasıl gidilir, diyalog kurarak; diyaloğu kopararak gidilmez. Ama bu arkadaşların niyeti zaten diyalog kurmak değil, bağcı dövmek. Bunu Alevi iftarı sürecinde çok iyi gördük” dedi.

Reha Çamuroğlu şöyle devam etti: “Ben üniversitelerde başörtüsüyle okuyan bir kızdan niçin rahatsız olayım.. Bunun benden götürdüğü nedir ki?. Laiklik elden gidiyor deniliyor sürekli. Bakın, ben laik tercihleri kesin olan bir adamım.

Türkiye’nin laik olmasından çok mutluyum. Laiklikle başörtülü kızlarımızın üniversitelerde okuması arasında hiçbir ilgi ve alaka görmüyorum.

Başörtüsü bilimsel bilgilere filtre görevi mi yapıyor?

Başörtüsü takan, bilimsel bilgiden mahrum kalacak. Nasıl yani ya?! Filtre midir başörtüsü? Yasaktan yana olanları anlamakta zorluk çekiyorum açıkçası.”

VAKİT - 21 Şubat 2008

 

 

29/2/2008 | Kategori: haberler | Yorum (1) Yorum yaz! Kalici Baglanti


REKTÖRLER: ÖZCAN İSTİFA ETMELİ!!!

Rektörler: Özcan istifa etmeli!

Üniversitelerarası Kurul toplantısı çıkışında Prof. Akaydın açıklama yaptı:

 Kurul’un toplantısının ardından yayınlanan sonuç bildirgesinde  YÖK’ün yazısının üniversiteleri zora soktuğu belirtildi. YÖK Başkanı istifaya çağrıldı. İstafa etmezse Cumhurbaşkanı’nın görevden alması istendi.

Üniversitelerde kargaşa yaşandığına dikkat çeken Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) Başkanı Prof. Dr. Mustafa Akaydın, YÖK Başkanı’nın rektörleri suça teşvik ettiğini söyledi. 42. maddenin genel bir çerçeve çizdiğini ifade eden Akaydın, YÖK Başkanı Özcan’ın açıklamasının hukuki bir yanı olmadığını kaydetti.

 

Akaydın, “YÖK Başkanı rektörleri suça teşvik ediyor. YÖK Başkanı’nın açıklamasının hukuki yanı yok. YÖK Başkanı’nı göreve geldiği günden bu yana sürekli soruşturma tehditleri yaptığı, cumhuriyetin temel ilkelerini özgürlüklerin önünde engel gördüğü ve YÖK’ü yönetemez duruma geldiği için kendisini istifaya davet ediyoruz” dedi.

Akaydın, Cumhuriyetin temel ilkesini yaşatmaya kararlı olduklarını vurguladı.

AKP’li Fırat’ın kendileri hakkında savcıları görev çağırmasıyla ilgili de “Biz de savcıları göreve davet ettik” diye konuştu.

Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) Başkanı Prof. Dr. Mustafa Akaydın, son günlerde yaşanan gelişmeler sonucu bazı kuruluşlar ile üniversitelerin ve üniversitelerle öğrencilerin “karşı karşıya” getirildiğini belirterek, “Bu gerilimin boyutlarının ilerlemesinden gerçekten çok büyük bir endişe duyuyoruz” dedi.

ÜAK, Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Akaydın’ın başkanlığında, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde olağanüstü toplandı.

Başkan Mustafa Akaydın, toplantının başlangıcında, katılımcıları “Türkiye Cumhuriyeti’nin sınır ötesi harekatında kaybedilen değerli vatan evlatları için” 1 dakikalık saygı duruşuna davet etti.

Akaydın, saygı duruşunun ardından yaptığı konuşmada, Türkiye’nin çok ciddi meseleleri arasında Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik ilkesini hedef alan Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine aykırı bir siyasi süreç yaşandığını savunarak, bu siyasi sürecin Türkiye Cumhuriyeti üniversitelerini çok yakından ilgilendirdiğini söyledi.

ÜAK’ın, 1 Şubat 2008′de yaptığı toplantıyı anımsatan Akaydın, bu konudaki görüşlerini kamuoyuyla paylaştıklarını, yetkili makamları, “duyarlı, ilgili olmaya davet ettiklerini” ifade etti. Akaydın, “Bu davetimiz olumsuz sonuçlanırsa, Türkiye Cumhuriyeti üniversitelerinde ciddi bir kaos ortamı yaşanabileceğini ifade etmiştik. Ne yazık ki, gelişmeler aynen öngördüğümüz şekilde gerçekleşti” dedi.

Anayasa değişikliğinin “çok hızlı bir şekilde” yapıldığını belirten Akaydın, ardından YÖK Başkanı’nın da rektörlere gönderdiği genelgeyle rektörleri “hukuksuz davranmaya zorlandığını” öne sürdü. Akaydın, bu duyuruya rağmen üniversitelerin hemen hemen tamamına yakınının eskiden nasıl davranıyorlarsa hukukun gereği olarak aynı şekilde davranmaya devam ettiklerini söyledi. Ancak bu durumun, bazı kuruluşlar ile üniversiteleri, üniversitelerle öğrencileri “karşı karşıya” getirdiğini belirten Akaydın, “Bu gerilimin boyutlarının ilerlemesinden gerçekten çok büyük bir endişe duyuyoruz” dedi.

“REKTÖRLERİN SİCİL AMİRİ, GERGİNLİĞİ DAHA DA ARTIRDI”

Anayasa hukukçularının, idari hukukçuların fikir ayrılığı içinde olduğunu, YÖK’ün ikiye ayrıldığını anlatan Akaydın, “Ama üniversitelerimiz çok şükür ki, büyük bir çoğunlukla 1 Şubat’ta nasıl yorum yapıyorsa 28 Şubat’ta, yani bugün de aynı şekilde yorum yapıyor” dedi.

ÜAK’ın, 7 Mart’ta Antalya’da olağan toplanacağını belirten Akaydın, toplantının gündeminin aynen devam edeceğini söyledi.

Sayısı 30′a varan bazı rektörlerin, kendisini telefonla arayarak yaşadıkları sıkıntıları, hangi gerçeklerle göğüs göğüse olduklarını anlattıklarını dile getiren Akaydın, şöyle devam etti:

“Tabii ki bu ortamı yaratan kurumun başı da ne yazık ki üniversitelerimizin başı olup, rektörlerimizin sicil amiri bir kişi olup, bu arkadaşlarımızın yaşadığı gerginliği, ikilemi, diğer bir deyimle anti-balansı daha da fazla artırdı. Üstelik zaman zaman halkımızla karşı karşıya kalmak zorunda kaldık. Hatta bundan dolayı başını örten kızlarımızla daha önceden hiç bir sorun yaşamazken, şimdi sorun yaşar hale geldiler. Bunların üzüntüsünü paylaştık. Doğal olarak üniversiteler ciddi bir sıkıntı yaşarken, üniversiteleri, rektörleri toplantıya çağırması gereken makam, YÖK Başkanımızdır. Belki Genel Kurul üyeleriyle birlikte bu vahim olaylar karşısında bir Rektörler Komitesi düzenlenebilirdi. Ama ne yazık ki YÖK Başkanımız, sadece kendi hukuki mütalaalarıyla yetinmiş, böyle bir toplantıya gerek görmemiştir. Dolayısıyla bugün yaptığımız toplantı, Türkiye Cumhuriyeti üniversitelerinin içinde yaşanan sorunları tartışmak için hiç bir başka kurum kalmadığı için yapılan bir toplantıdır.”

“GÖRÜŞ BİLDİRMEK ÜNİVERSİTELERİN SORUMLULUĞU”

YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın, bu konuyla ilgili toplantı yapmanın ÜAK’ın görevleri arasında olmadığı yönünde açıklama yaptığını anımsatan Akaydın, Avrupa Üniversiteler Birliği’nin geçen yıl yapılan toplantılarının birisinde toplumsal olaylara değinildiğini anlattı. Akaydın, tüm dünya üniversitelerinin, kendi toplumlarını, hatta dünyayı ilgilendiren ciddi boyutta toplumsal sorun varsa, buna görüş bildirmekle sorumlu olduklarını kaydetti. Akaydın, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin çok ciddi bir sorununu, hatta dış basında bile neredeyse sınır ötesi operasyon kadar çok yer eden bir sorununu tartışmak üzere, bir başka makam bu gereği yerine getirmediği için burada toplanmış bulunuyoruz. Görevimizin gereğini yapıyoruz ve bizim sadece YÖK Başkanımızın dediği gibi değil, Anayasa’dan ve 2547 Kanun’un ilgili maddelerinden kaynaklanan ayrıca da bir sorumluluğumuz var.

Türkiye Cumhuriyeti üniversitelerinde çok ciddi bir sorun yaşanıyorsa, bu ciddi sorun üniversitede kaos yaratmışsa, üniversitenin eğitim özgürlüğünü, eğitim akışını ciddi boyutta zedeler hale gelmişse, hepsinden daha vahim olarak da bu ‘çağdaş, uygar, demokrat ve laik öğrenciler yetiştirebilmeliyiz’ gerçeğini tamamen ortadan kaldırır boyuta geldiyse elbette ki ÜAK toplanacaktır, hiç fire vermeden toplanacaktır ve bu konudaki görüşlerini açıklayacaktır.”

Toplantıya katılıma da teşekkür eden Akaydın, bazı rektörlerin yurt dışında olduğunu, bazılarının da ulaşım zorluğu nedeniyle katılamadığını söyledi. Akaydın, “Bir rektör arkadaşım, çok acıklıdır ki, ‘vekilimi gönderiyorum, çünkü bazı siyasetçilerin baskısı altında üniversitemi yarın terk etmeyi düşünemiyorum’ demiştir.

Bunları size etik olarak açıklamayacağım. Bazı özellikle doğu üniversitesindeki arkadaşlarım, çok vahim olaylarla, toplumsal, vahim, örgütsel baskılarla karşı karşıya kaldıklarını ifade etmişlerdir” diye konuştu.

 

gercekgündem

 

 

28/2/2008 | Kategori: haberler | Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti


BU SEFER 'HAREKETİ' KARİKATÜRİST ÇEKTİ

Bu sefer ''hareketi'' karikatürist çekti

Başbakan'ın dava açtığı Leman'dan çok konuşulacak kapak

Başbakan Erdoğan, kapağında yer alan kendisine ait fotoğrafın "fotomontaj olduğunu ve ağır hakaret içerdiğini" belirterek Leman Dergisi aleyhine tazminat talebiyle dava açmıştı. Lemancıların Başbakan'a cevabı ise bir hayli ilginç oldu.

İşte çok konuşulacak o kapak...




 

VATAN


27/2/2008 | Kategori: haberler | Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti


YÖK BAŞKANI HAKKINDA SUÇ DUYURUSU!!!

Özcan hakkında suç duyurusu

ADD'den, YÖK Başkanı hakkında suç duyurusu

DHA




ATATÜRKÇÜ Düşünce Derneği Batı Karadeniz Bölge Sorumlusu Erol Sarıal, Cumhuriyet Savcılarını YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'a dava açmaları için göreve davet etti. Sarıal, bu çaırılarının dikkate alınmaması halinde Prof. Dr. Özcan hakkında savcılığa dilekçeyle suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi.

ADD Genel Merkezi Yönetim Kurulu üyesi de olan Erol Sarıal, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bektaş Açıkgöz'ü makamında ziyaret etti. Sarıal, üniversite yönetimlerini suça teşvik ettiği gerekçesiyle YÖK Başkanı Özcan hakkında basın yoluyla suç duyurusunda bulundu. Prof. Dr. Özcan'ın, Cumhurbaşkanı Gül tarafından onaylanan Anayasa Mahkemesi değişikliklerinin, ek 17'inci maddede düzenlemeye ihtiyaç olmadan uygulanmasını isteyerek, üniversite yönetimleri ve öğrencileri suça teşvik ettiğini öne süren Sarıal şöyle konuştu;

"Anayasa'da yapılan düzenlemeler genel düzenlemelerdir. Üniversiteler ise kendi yasası bulunan özerk devlet kurumlarıdır. Üniversiteler bu konuda geçici 17'inci maddeye aykırı bir uygulama içinde olamazlar. Suç işlemiş olurlar. Bu bağlamda Prof. Dr. Özcan'ın uygulama emri hukuk dışıdır. Üniversite yönetimleri ve öğrenciler suça teşvik edilmekte, eğitim ve öğretim kurumlarında farklı uygulamalar nedeniyle barış ortamı sabote edilmektedir. Üniversitelerde Atatürk ilkeleri ve laik eğitimi zedeleyici, barış içinde çağdaş eğitim ve bilim ortamını bozucu girişimleriyle sayın Özcan, yazılı emri ve basın yayın önünde yaptığı açıklamaları ile suç işlemiştir. Yetkisiz emir angaryadır. Anayasamızda angarya suçtur. Basın aracılığıyla Cumhuriyet Başsavcılığımıza suç duyurusunda bulunuyor, anayasal hukuk devleti ilkelerini korumaya, angaryayı cezalandırmaya çağırıyoruz."

Erol Sarıal, basın yoluyla yaptıkları suç duyurusunun dikkate alınmaması halinde, bir dilekçe ile Cumhuriyet Savcılığı'na başvurarak Prof. Dr. Özcan hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi.

 

Vatan



27/2/2008 | Kategori: haberler | Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti




<<Önceki Sayfa
|1/12|Sonraki Sayfa>>


Alevi Siteleri Listesi  Devrimci Siteler i ziyaret et Görevimiz sizi doğru adrese ulaştırmak.
ALİMİNYOLU