Kategorilerim

Ana Sayfa Arsiv Ziyaretçi Defteri

Son Yazılar

WWW.ALEVİİSLAMYOLU.COM SİTESİNDEYİZBu ülkeyi Türkleştiren ve Müslümanlaştıran AlevilerdirAlevilerden Selçuk'a ÖdülVakit Yazarına YanıtAvrupa'daki Aleviler Nereye Gidiyor?

Belgeseller

Türkiye'de Alevilik Aşık Veysel

Bağlantılar

Aleviyolu Alevi Haber Merkezi Alevi Konseyi Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı Cem Radyo Cem Tv Cem Vakfı Erenler Forum Habercem Karacaahmet

Cem Evi

 

Kur’an ‘da ibadethane olarak secde edilen yer anlamına gelen, “mescit” sözcüğü geçer, cami ve cemevi olarak geçmez. İlk mescid Hz. Peygamber Efendimizin Mekke’den Medine’ye hicretinde kurulmuştur. Medine girişinde konakladığı KUBA köyünde yapılmıştır.


 

Peygamberimiz Hz. Muhammed Medine’de “tef” çalınarak karşılanır ve devesini serbest bırakılır, deve iki yetim çocuğa ait olan bir yere konaklar. Bu yere ”Peygamber Mescidi” yapılır. Daha önce Peygamberimiz ibadetlerini evinde veya Ashab-ı Kiram’dan olan Erkan Bin Ebu’l Erkan’ın evinde yapardı. (İslam Ansiklopedisi “mescit” bölümüne bak.)

Medine’ye hicretinden hemen sonra ashabıyla birlikte bina ettiği, Peygamber mescidi: -Mescid-i Resul, Mescd-i Şerif, Mescid-i Saadet ve en çok bilinen ismiyle “Mescid-i Nebevi” adlarıyla anılmıştır. Mescid-i Haram ve mescid-i Aksa’dan sonra yeryüzünde ki mescitlerinin en faziletlisidir. Bu mescite bitişik olarak, gündüzleri bir eğitim – öğretim yeri, geceleri ise, evsiz kimseler ve misafirlerin barınması için “Suffa” denilen üzeri kapalı bir bölüm eklenmişti. İşte burada Hz. Muhammed dersler veriyordu. Yeni gelen insanlara okuma yazma bile öğretiliyordu. Buranın ihtiyaçları da sahabelerce karşılanıyordu. (M. Hamidullah, İslam Peygamberi, İstanbul, 1981,11,832) İslam’da ilk üniversite diyebileceğimiz bu okul sayısız alim yetiştirmiştir.

Medine’de inşa edilen bu mescit aynı zamanda, kurulan devlete ait bütün faaliyetlerin yürütüldüğü merkez niteliğinde idi. Hz. Muhammed, ashabıyla sohbet ediyor savaş ve barış kararları orada alınıyordu. Elçileri orada kabul ediyordu. Savaşa çıkacak orduları orada techiz ederek yola çıkarır, topluma ait bütün meseleler orada çözüme kavuşturulurdu. (Nesei, Mesacid, 21)
Medine de bir evi ve ailesi olmayan fakir kimseler de Suffa’da yatıp kalkıyor, ihtiyaçları buradan sağlanıyordu.(İbn Sa’d Tabakatül- Kübra Beyrut,1,239)

İşte ilk mescit ve içinde yapılan görevler.

Buradan yola çıkarak; Kırklar ceminden günümüze kadar Alevilerin ibadet ettiği yere secde edilen yer anlamında “cemevi” denir. Cem evi; Alevi İslam inancının ibadet yeridir. Geçmişte de tekke, zaviye, dergah olarak adlandırılmıştır. Farsça’da, dayanma anlamına gelen tekke (tekye) sözcüğü İslam’da inançsal etkinliklerin yürütüldüğü yapıyı anlatmak için kullanılır. Tekke insanlığın mabedidir, gönül gözünün aydınlandığı, kalp gözüyle görmeye başlanılan yerdir.

 

Tarihimize baktığımız da; Ahmet Yesevi Dergahın da, Hacı Bektaş dergahın da ve 1207 tarihinde yapılan Seyit Gazi Dergahın da “Kırklar Meydanı” veya “Meydan Evi” olarak anılan “Cemevi” ni göreceğiz. Bu dergahlara “Cami” sonradan eklenmiştir. Ahmet Yesevi Dergahında halen cami yoktur. Hacı Bektaş Dergahına “Cami” 1836 yılında 2. Mahmut döneminde, Seyit Gazi Dergahına 1517 yılında yapılmıştır.
Bu mabetler değişik isimlerle anılmıştır; Mevlevilikte “huzur” ya da “huzur-ı pir” Alevilik’de “pir evi” yada “pir makamı” olarak adlandırılmıştır. Mutasavvıfcılarca ilk tekke, sufi adı ile anılan ilk kişi olan Ebu Haşim El-Kufi (ölüm 767) tarafından Şam yakınlarında Remle’de kuruldu ve İslam dünyasının her tarafına hızla yayıldı. 12. Yüzyılda Türkistan’da yetişen Ahmet Yesevi Hazretleri en büyük tekkeyi kurarak “Pir-i Türkistan” adı ile ünlenmiş oradan da küçük Asya dediğimiz Anadolu’ya Hacı
Bektaş Veli tarafından taşınmış, Hacı Bektaş ilçesinde büyük bir dergah kurarak gönüller fethetmeye başlamışlardır. Buralara “ışık dergahları” adı da verilmiştir. Çünkü burada doğan ışık Balkanlara, Budapeşte’ye kadar yayılmış ve gitmiştir. Işık dergahları olarak gönüller fethetmişlerdir. Bu dergahlardan yetişen dervişler dünyanın belirli yörelerine yayılarak irşatlarını sürdürmüşlerdir. Bu tekkelerde yetişen Yunus, Abdal Musa, Kaygusuz Abdal, Sarı saltık ve daha niceleri halen günümüzde de gönlümüzde de yaşayıp irşatlarını devam ettirmektedirler.

 

Türkiye’de II. Meşrutiyet ilanından (1908) sonra yapılan bir sayıma göre sadece İstanbul’da 311 tekke varmış. Ülkemizde tekkeler kullanım amaçlarının dışına taşındığı için 30 Kasım 1925 tarihinde, 677 sayılı yasa ile kapatılmış, tekke ve zaviyeler kapatılıp yasaklanınca o kelimeler yerine “Cemevi” kelimesi kullanılmıştır. Cem, birliğin ve beraberliğin adıdır. Cemin yapıldığı Cemevi ise sadece ibadet amaçlı kullanılmamış geçmişin mescitin işlevini yerine getirmiş ve getirmeye de devam etmektedir. Çok amaçlı olarak kullanılmaktadır. “Cemevi barış, özgürlük, eşitlik, ibadet,sevgi, yargı ve karar yeri, hizmet ve sohbet, dirlik ve birliğin korunup sergilendiği, ikrar ve iman, edeb ve erkan, tevella ve teberra, güvenin ve sevenin toplandığı, Hakk’a temanna ve Hakk’ın tecelli yeridir. (Tecelliyat nedir? Tecelli, tecalla; Varlık aleminde Tanrısal güzellik ve oluşların açığa çıkması ve sergilenmesi demektir. Yaratı’cının yaratılmışlar aleminde ki yansımasıdır. Tecelli sonsuzdur.) Cem evleri, salt tapınma maksadıyla kullanılmamış ve kullanılmamaktadır. Alevi topluluğunun tapınma dışında toplumsal, bireysel sorunların çözüme kavuşturulduğu bir meclis işlevi de görmüş ve görmektedir. Cem evleri yeri gelmiş sohbet muhabbet ocağı olmuş, yeri gelmiş eğitim-öğretim yuvası olmuş. Yeri gelmiş yoksullara aş evi olmuş, Yeri gelmiş dostluk, kardeşlik, birlik, dirlik evi olmuş ve olmaya da devam edecektir. ”

 

Haber: Habercem

18/4/2008 | Kategori: alevilik | Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti


ALEVİLİK NEDİR?

 

 

Alevilik; İslam'ı benimseyen, Tanrı'nın birliğine (Tevhid) inanan, Hz.Muhammed'i Peygamber kabul eden, kitabı Kur'an olan, Hz. Muhammed'in Ehlibeyt'ini seven, namazı, niyaz ile bütünleştiren, kıyam, rûku ve secdesi ile ibadetini kendi lisanıyla yapan, ümmet yerine hür insanı, yaratanla yaratılan ayrılığını "Vahdet-i Vücut" ile birleştiren, Tanrı korkusu yerine, sevgisini benimseyen, zahiri (görünen) batınla (görünmeyen), batını zahirle birleştiren, şeriat kapısını aşıp, marifet yolu ile hakikat dünyasına ulaşan, Kur'an'ın şekline değil, özüne inen akıl ve gönlü ile "Seyr-ü süluk" (Ruhsal olgunlaşma) olan bir tasavvuf yoludur.

Alevilik
; Özünü insan sevgisinde bulan, Tanrı’nın insanda tecelli ettiğine ve zerresinden oluştuğuna, onun için de insanın ölümsüzlüğüne inanan, ibadetlerinde kadın erkek ayrımı yapmadan, kendi öz diliyle, musikisiyle, semahıyla inancını icra etme biçimine denir.

Alevilik
; İslamiyet’in Kuran’a dayalı, Hz. Muhammed’in buyruklarına göre İslam’ı evrensel boyutuyla yorumlayıp, yeryüzü insanlığına yeni kapılar açan büyük bir düşünce akımı ve tasavvuf felsefesiyle hayat bulan bir inanç bütünlüğüne denir.

Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı
 
 
 

21/3/2008 | Kategori: alevilik | Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti


İMAM ALİ'DEN NASİHATLER..

 

    -          Bilmediğini bilmeyen , katmerli cahildir. Ondan uzak dur .Bilmediğini bilen, isteklidir. Onu irşat et .Bildiğini bilen alimdir. Ona itaat et .Bildiğini bilmeyen, uyuyordur. Kainat uykudadır. 

                                       

-          Kainat ölü mesafesinde iken; ilimle dirilmiştir. 

 

-          Adamlık, ahde vefa, verdiği sözü tutmaktır.

 

-          Doğruluk köprüsünden geçenler; sırat’dan  da geçerler.

 

-          Her şey Allah’a karşı yoklukta. Her şey Allah ile varlıktadır.

 

-          Dünya Allah dostlarının secde yeri, alış, veriş yurdudur.

 

-          İlim, fazilet, edeb ve irfan temiz huylu insanların; süsüdür.

 

-          Babasını sayan; oğlu tarafından da sayılır.

 

-          Dinin esası, emaneti yerine vermek ve sözünde durmaktır.

 

-          Aşk ve ahlaktan daha güzel servet yoktur.

 

-          İslam teslimdir. Teslim ise yakındır.Yakın da tasdiktir. Tasdik ikrardır. İkrar edadır Eda da ameldir.

 

      -     İlim servetten üstündür .Çünkü serveti sen korursun .İlim seni korur.

 

-     Bilgiye dayan. Tanrı’ya güven. Halim ol. Aklı pek  ol. Çekingen ol .

 

-     Kur ‘an  beni sevmenizi emretti . Bana itaat etmenizi farz etti size .

     

      -      İlim amelle eşittir; bilen amel eder, ilim amelle seslenir; amel cevap verirse ne ala, cevap vermedi mi ilimde göçer gider.”

 

Mısır Valisi Malik Bin Ejder’e Seslenir:   

“ Halka merhametle muameleyi kendine adet et onları sevmeyi, onlara karşı, yiyeceklerini, içeceklerini, ganimet bilen yırtıcı bir canavar kesilme, çünkü halk iki sınıftır. Bir kısmı dinde kardeştir sana, öbür kısmı yaratılışta eştir sana, yaptığını çok görmekten de çekin. Vaadince de vaadinde dönme, başa kakmak, ihsanı yok eder. Yapılan iyiliği çok görmek, büyük saymak gerçeğin ışığını söndürür. Vaatten dönüş, Allah’ın gazabını, halkın nefretini mucip olur.Yüce Allah , “Allah katında en beğenilmeyen şey yapamayacağınız şeyi söylemenizdir.”

 

 

      Hz . İmam Ali ‘nin Çocuklarına Söylediği Şu Sözler Çok Önemlidir:

“ Oğulcuğum! Benden dört şey belle, işlediğin zaman sana zarar vermeyecek dört şeyi aklında tut .

Zenginliğin en üstünü akıldır.Yoksulluğun en büyüğü ahmaklık, korkulacak şeylerin en korkuncu kendini beğenmektir, soyun sopun en yücesi güzel huy.

 

Oğulcuğum! Ahmakla eş,dost olmaktan sakın, sana fayda vermek isterken zararı dokunur. Nekesle eş, dost olmaktan sakın, ona en fazla muhtaç olduğun zaman yardımına koşmaz, oturur.

Kötülük edenle eş-dost olmaktan sakın , o pek az bir şeye seni satar gider.

Yalancıyla eş, dost olmaktan sakın, çünkü o seraba benzer, uzağı yakın gösterir sana, yakını uzaklaştırır.” (Hz. Ali, Nehc’ül Belaga ) 

 

http://www.aleviislamdinhizmetleri.org

 

 

29/2/2008 | Kategori: alevilik | Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti


TEMİZLİK VE DOĞRULUK

Sağlıklı bir hayatın ve insanlar arası ilişkilerin sağlıklı yürümesinin en başta gelen kuralı temiz olmaktır. İnsan mutluluğunun temeli de sağlıktır. Sağlığın yolu ise temizlikten geçer, bu nedenle dinimiz kişi ve toplum için son derece faydalı olan temizliğe önem vermiştir.

 

Temizlik; iki şekilde ele alabiliriz.

 

1- Zahiri (dış) temizlik

2- Batıni (iç) temizlik

 

a- Zahiri (dış) temizlik:    

Allah, Kur’an-ı Kerim’in ilk inen ayetlerinde okumayı, ikinci olarak inen ayetlerinde ise temizlenmeyi emretmiştir. Hz. Muhammed’e peygamberlik görevinin bildirildiği ve temizliği emreden ayetlerde şöyle buyurmaktadır.

“Ey örtüsüne sarınan (Resulüm)! Kalk ve (İnsanları) uyar.  Yalnız Rabbinin büyük tanı elbiseni tertemiz tut, kötü şeyleri terk et.” (Müddessir süresi, 1-5 ayet)

Görüldüğü gibi bu ayetlerde, peygamberimiz Hz. Muhammed’e ve onun şahsında tüm insanlara elbise temizliğiyle birlikte kötü şeylerin terk edilmesini de emredilmektedir. Yüce Allah; bir başka ayette de Allah, “Tövbe edenleri sever, temizlenenleri de sever” (Bakara süresi 2. Ayet) Buyurarak temiz olmamızı istemektedir. Demek ki dinimiz, insanların yalnız giyimleri ve çevreleri bakımından değil, ahlaki yönde de temiz olmamızı istemektedir. Dinimize göre temizlik denilince, insanın giysilerini, bedenini, çevresini ve yaşadığı yerin temiz tutulmasını kalbinin kötü düşüncelerden arındırılması anlaşılır.

 

Değerli canlar!

Dört kapı, kırk makamda, Şeriat kapısının, dokuz makamı “arı giyinip ve arınmaktır. Temiz ve derli- toplu giyinmiş bir kimse, giyimi yeni ve pahalı cinsten olmasa bile, bir işyerinde ya da bir topluluk içinde en azından horlanmaz. Hiç kimse onunla aynı yerde bulunmaktan tedirginlik duymaz. Sözlerine kulak verilir. Hele kafası ve gönlü boş bir insanda değilse, çevresinin ilgi ve beğenisini rahatça kazanır. Aranılan, sevilen ve saygı duyulan bir kişi haline kolaylıkla gelebilir.

Bir insan ne kadar bilgili olursa olsun, eğer temizliğine önem vermezse, giyimine dikkat etmezse, çevresinde ki insanları rahatsız ederse, insanların ilgisini ve dostluğunu kazanamaz. Toplumsal yaşamda da başarı sağlayamadığı gibi günlük yaşamda da rahat, huzurlu bir yaşam sürdüremez ve insanlar arasıda da iyi ilişkiler geliştiremez.

Kısaca, her yerde her zaman temiz olmalıyız, temiz olmamız hem birey olarak büyük yararları vardır. Çevre temizliği beden temizliği ile sağlıklı oluruz, insan beden temizliği ile sağlığını koruduğu gibi kendisine olan güveni de artar. Çevresini de rahatsız etmemiş olur. Bunun için beden temizliği toplumun sağlığı ve mutluluğu için çok önemlidir.

 

Değerli canlar!

Cem evlerimizde ibadetlerimizi huzur içinde yapa bilmemiz için buraya gelen canların söz, davranışlarına ve temizliklerine dikkat etmeleri gerekir. Cem evleri ve çevrelerini temiz tutmalıyız. Cem evine temiz girilmeli, yüksek sesle konuşmamalıyız, ibadet yerimiz olan cem evlerimizi düzenli ve temiz tutulmasına özen göstermeliyiz. 

 

Değerli canlar!

Temizliğine düşkün olmayan kişi sağlığına da zarar verebilir. Canlılara zarar verir. O halde sağlıklı  bir yaşam için temiz giyinmeyi bir prensip haline getirmeliyiz.

Atalarımızın söylediği  gibi; temizlik imandandır, temizlik aydınlıktır, temizlik, güzelliğin anasıdır, temizlik ruhun aynasıdır, temizlik sağlığın mayasıdır gibi bir çok öneri ve uyarılarda bizlere temizliğin yaşam için ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışmışlardır.

 

Değerli canlar!

Atalarımızın söylediği bir başka sözde de can çıkmazsa huy çıkmaz veya insanın huyu derisinin altındadır. Diyerek insanların küçük yaşta edindikleri bazı alışkınlıklarını kolay kolay terk etmediklerini vurgulamak istemişlerdir. Bunun içindir ki küçük yaşta çocuklarımız temizliklerine önem vermeliyiz.

 Sevgili peygamberimiz çocuklar için bırakabileceğimiz en değerli mirasın, güzel ahlak ve terbiye olduğunu belirtmiştir. Cemlerimizde de dürüst, temiz, inançlı, iyi huylu, iyi sözlü ve iyi davranış içinde olmalıyız. Bu nedenle; Allah’ı, peygamber’i, Ehl-i Beyti sevmek, ahlaklı olmak ve temizliği içselleştirmek ibadetimizin gereğidir.

 

Değerli Canlar!

Biliyorsunuz cem evi ibadet yeridir. İbadette amaç insanın özünü nizam’a (terazi) koyup Allah’ın huzurunda yaptıklarının hesabını vermektir. İnsanın bu hesabını  cevap verebilmesi, tevekkür ederek ruhunu yükseltip, Allah’a teslim olması gerekir. Eğer tevekküre girecek bir insanın bulunduğu mekanda kötü kokular varsa ibadet etmesi güçleşir. Bir insanın temiz olmaması veya kötü kokular yayması, o insanın ibadeti esnasında Allah’a teslim olmasına mani olur. Temizliğimize önem vermek, hem kendi sağlığımızı, hem çevremizi, hem de insanların sağlığımızı korumuş oluruz.

 

b- Batıni (İç temizlik):

Değerli canlar!

Asıl ibadet ruh arılığı ve vicdan temizliğidir. O temizlik Allah’ı çeşmesine varıp, gönül yurdunu temizleyip,rıza yoluna varmaktır.

Alevilikte abdest, dış bedenin yıkanması yanında, asıl önemli olan manevi iç temizliğin adıdır. Hz. Mevlana; “Bedeniniz kirliydi yıkayıp temizlendiniz, ya aklınız kirlendiyse onu ne ile temizleyeceksiniz” diyor.  Bu zahirlikten sıyrılıp, Hakk’a ulaşabilmek için Hakk’ın inşa ettiği binayı temiz tutmalıyız. Asıl oradaki “Beyt-el mamür” dediğimiz gönül evimiz pak etmeliyiz.

Her türlü ahlaksızlığa, harama, zinaya kısaca bütün kötülüklere açık olan ve doğru yolda olmayan bir insan’ın Hakk’a ulaşması mümkün müdür? Hakk ve halkın huzurunda temiz sayılabilir mi?

Niyazi Mısri “Padişah girmez saraya  hane mamur olmazsa” diyor. İçi pisliklerle dolu olan bir insan’ın gönlüne Hakk, Muhammed, Ali mihman olur mu? Sanmıyorum. İşte o temizlik kişinin ruhunda, özünde olmalıdır. Çünkü o öz Hakk’ın cevheridir. Ruh ve gönül temizliği devamlı olmalıdır. Dış temizlik olmayınca nasıl ki mikroplar bedenimize girerek bedenimizi hasta ettiği gibi iç temizlik, gönül temizliğimizde olmazsa ruhumuz hasta olur. Ruh hasta olunca da kişi şeytani fiillerden kurtulamaz.

Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli buyuruyor ki; “Eliniz kirli idi yıkayıp temizlendiğiniz, ayağınız kirli idi yıkayıp temizlendiniz. Yüreğinizdeki kini, kibiri, hasetliği, şehveti su ile nasıl temizleyeceksiniz.”

 

Değerli Canlar!

Gönül temizliği elbette su ile temizlenmez. Gönül temizliği ikrarla, tövbeyle temizlenir.

Tövbe: İnsan yaratıcı karşısında sürekli bir biçimde noksanlığını görmeli ve ondan yeterince olgunlaşmadığında da af dilemelidir. Allah’tan af dilemek, günah işlemek demek değildir. Sürekli boyut değiştiren ve yükselen benlik bir önceki halinde eksiklik görüp ve ona tövbe etmesidir.

Kur’an ; “Allah’tan af dileyin” diye buyurmuştur.

Yüce Tanrı, elçisine şöyle buyuruyor:

“Ey Muhammed! Eğer insanlar beni evlerine koyarlarsa, ağırlarlarsa, bende onları ağırlarım. Onlar bana gönül aynalarını gösterirlerse, ben de aradan perdeyi kaldırırım. Yüzümü gösteririm.”

Tanrı elçisi ise şöyle buyurdu;

“Allah’ım sen yemekten, içmekten, münezzehsin.(Arınmış ve uzak) Kullarınsa seni nasıl ağırlasın?”

Yüceler yücesi Tanrı buyurur;

“Benim sevgili peygamberim! Şöyle insanlara: Gönül evlerini alçak gönüllülük, aşıklık süpürgesiyle süpürsünler. Hırsı, nasılı, niçini, münafıklığı (iki yüzlülük) hainliği, çekememezliği, dedikoduyu süpürüp atsınlar. Yaptıkları kötü işlerden pişmanlık duysunlar ve pişmanlık suyu ile yıkansılar. Gizli işlerden vazgeçsinler sevgi sofrasını döşesinler. Aşk başlarına vursun.”

Allah’ın yazgısına razılık, teslim, o’ndan çekinme içinde olsunlar. Rica kapıları, tevekkül, iç bilgi denizi ve sabır bahçesinden yana açsın.

“Bismillahirrahmanirrahim’i ve La ilahe illallah’i gönül bohçasına ve benim katıma sunsunlar. Bende bu daveti kabul edeyim. (Dua edenin duasını kabul ederim Bakara, 186 ayet)

Bu bir anlık sunuşların karşılığını üç yüz altmış beş katıyla vereyim. Onun gönlüne gireyim. Beni konuk edişini kabul edeyim. Bende karşılık olarak Firdevs cennetini onlara saray yeri olarak vereyim. (Hacı Bektaş Veli Şerh-i Besmele)

 

Değerli canlar!

Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin belirttiği gibi, asıl temizliğin gönlümüzde ve yüreğimizde olmasının önemini belirtiyor. Gönlümüzdeki bütün yaramazlıkları süpürüp manevi anlamda iç temizliği sağlamalıyız.

“İnsan yüreği kadar insandır” demiş bir düşünür yüreğimizi Hakk’ın evi etmeliyiz ki, Hakk’da mihman olabilsin. En büyük alem orasıdır. O alem yanlışlarla doldurulursa doğruya yer kalmaz.

İmam Caferi Sadık şöyle buyuruyor:

“Önce doğruları görünüz ki yanlışları ayıra bilesiniz.” Hakk’ın mihman olduğu konak temiz ve pak olmalıdır.

Bu nedenle ruh ve gönül dünyamız Allah, Muhammed, Ali ve Ehl-i Beyt ile beslenen çocuklarımız yaşamlarının ileri dönemlerin de de hem kendisine,  ailesine, toplumuna, vatanına faydalı insanlar olacaklardır. 

Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli diyor ki; sevgi sofrasını sersinler. O sevgi sofrası cemlerimizde hep var. Çünkü o lokmaları canlar Allah rızasına,sevgiyle yapıp getiriyorlar. Sofra dostluktur, kazan berekettir, o dostluk ve bereket dilerim hiç eksik olmasın, gönüller temiz ve sevgiyle dolsun…

 

Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı

 

 

29/2/2008 | Kategori: alevilik | Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti


ALEVİLİK'TE DEDELİK

Alevilikte ibadet biçimi olan “Cem” İslam dininin yayılmaya başlaması ile yaşıttır.
Tarihi vesikası ise bir çok islam küllüyeleridir. Bunlardan Sahihi-Buhari Taberi tarihi, altı parmak, kıssası Enbiya ve Kur’an başlıcalarıdır. Ayrıca Kum kentinde yayınlanan İmam Cafer-i Sadık fıkıhı önemli bir kaynakçadır.
Bilindiği gibi Hz. Muhammed Mirac Dönüşü Kırklar Cem’inin toplanmasına rastlar. Bu konuda Sunni İslam ülaması ile Şii Ulama arasında netlik olmamasına rağmen her iki taraf da Cem’i onaylamadıkları bir görüş belirlemedikleri gibi hatta bazı tartışmalarında Kırklar Cemi’nin İslam içinde bir ibadet biçimi olduğunu kabul etmektedirler.
Bu konunun uzun uzun yazılması gereken bir konu olduğunu okuyucularımız bilirler. Biz bu yazının girişinde kısaca değineceğiz.
İslam dininin yayılmaya başlamasıyla, onun teokratik yapısı, şeriatın bağnaz önerilerini ve şekilci bir ibadet biçimini onaylamayan, sosyal açıdan İslam dinini yorumlayan geniş bir kesim tepkisini adına Cem dedikleri ibadet biçimini gündeme getirerek Tanrı’nın rızalığının bu şekilde de alınabileceğini ortaya koymuşlardır.
İslamın teokratik yapısında hoşgörü, kadın erkek eşitliği, insanın emek değerini öne çıkaran unsurlar olmadığı gibi, İslam şeriatının tek yanlı istekleri de rencide edici görülmüştür.
İşte bunun içinde İslam dininin yayılmasında, önemlice görevler üstlenen büyük bir bölüm ibadetten amaç Tanrı’nın rızalığını almak olduğunu söyleyerek bunun Cem yapılarak, zikredilerek ve semah dönerek yapılabileceğini de ortaya koymuşlar ve bizzat da adına Kırklar Cemi denilen cem erkanı ile hayata geçirmişlerdir.
İlk Kırklar Cemi’ne adından da anlaşıldığı gibi kırk kişi katılmışlardır. Bir rivayete göre 13’ü kadın 17’si erkek, diğer bir rivayete göre ise, 17’si kadın, 13’ü erkekdir. Birinci biçim tarafımızdan da tesbit edilmiştir. Daha sonra Miraç dönüşü Hz. Peygamber’in de katılımı ile bu sayı kırk bir kişiye ulaşmıştır.
Cem’e Mirac dönüşü bizzat katılan Hz. Muhammed semah dönerken Semah’ın ritmine kendini kaptırması sonucu başındaki sarığı açılmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli konu, Hz. Muhammed sağlığında cem ibadet biçimi hakkında herhangi itiraz eden söylemi olmadığı gibi, hadislerinde bir bir itirazına rastlanmadığı gibi Kur’an’da da 52 ayette Aleviliğin 12 hizmetine uyan ayetler bulunmaktadır. Gerek Diyanet İşleri Başkanlığının, gerekse İslam dinini kendi kafalarına göre yorumlayan şartlanmış kafaların Kur’an’da ayrılarak Aleviliğin ibadet biçiminin İslam dini ile ilgisi olmadığını söylemeleri Aleviliğin varlığında rahatsız olduklarının belli bir kanıtıdır.
Yeryüzünde var olan tüm dinlerin kendi bünyelerinde bir inanç biçimleri vardır. İnanan insanların hepsi, Tanrı’nın rızalığını almak için kimisi Kilise’de dua ederler, kimisi Cami’de namaz kılarlar, havraya giderler ve kimisi de cem evinde tevhid çekip Alahın birliği için dara dururlar. Bunlara ilave olarak da bir çok ülkede de inanç sahipleri cesetlerini yaktırmak suretiyle Tanrı’nın rızalığını aldıklarını sanırlar.
Ülkemiz Türkiye’de Sünni kesim ibadetini Camide yaparken Aleviler ise 1400 yıllık bu süreci cem evinde icra ederler.
Her iki kesim de Allah’ın birliğini, Peygamber’in resulluğunu ve Kuran’ı kabul etmelerine rağmen, şeriatın teokratik uygulamalarına ve isteklerine farklı bakmaktadırlar.
Bunların ana temelinde yatan iki önemli farklılık ise ibadet biçimi ve imam konusudur.
Sünni kesimde imamın kimliği kişiliği önemli değildir. Önemli olan o kişinin Sünni devlet yapısının belirlediği biçimde ibadet yaptırmasını bilmesidir.
Alevilikte ise imam konusu yani dedelik son derece titizlik ister. Başta İmam Cafer buyruğuna ve İmam Cafer Fıkıhına göre, 1400 yıllık Alevi geleneği de dahil olamk üzere, dede olan kişi Alevilikte bir temel doktrin olan “Eline, beline, diline” ilkesine sahip olan kişidir. Yani kız kaçırıp sebepsiz yere karısını boşamamış olacak. Yaşamı içinde haksız kazanç edinmeyecek. Toplum içinde yüz kızartıcı suç işlememiş olacak, müsahibi olacak ve müsahibinden ayrılmamış olacak, cem adab ve erkanını iyi bilmiş olacak, eğitici olacak, dini konuda sosyal konularda bilgili olacak, barışçı, birlikçi niteliklere sahip olduğu gibi, On İki İmamlar süreğini, İmam Cafer Fıkhını ve İslami bilgi sahibi olacak, ve dinler tarihine vakıf olacak.
Çağdaş olan Alevi Dedesi diğer tarafta Aleviliğin bir geleneği olan zalimden yana değil mazlumdan yana olacak, her türlü yeniliğin yanında olup, insanın insan tarafından sömürülmesine karşı olduğu gibi, toplum içindeki adaletsizliklere karşı tavır koyacaktır. Alevi dedesi hem dini, hem de sosyal açıdan halkının yanından olmalıdır.
Bunların hepsinden önemlisi de Alevilikte dedenin “Evladı Resul” olması kesin bir zorunluluktur. Yani dedenin On İki İmamların soyundan gelmesi bir kuraldır. Dede, Ehlibeyt’i temsil eden kişidir.
Sünnilikte ise bir imamda bu nitelikler aranmamaktadır. Bu nedenle günümüzde Sünni devletinin resmi temsilcisi Diyanet İşleri Başkanlığı yurt içinde ve yurt dışında bu gelişmelere seyirci devletin bütçesini hortumlayarak kendi içinde kendisine muhalif yetiştiren bir kurum durumuna düşüyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı ve siyasal yönetim İmamların bu sorumsuzca tavırlarından dolayı da güç durumlarla karşı karşıya kalmaktadır.
Alevilikte suç işleyen Dede kendi toplumu tarafından tecrit edilir.
Bilindiği gibi TC Devleti, bir sünni yapıya sahiptir. Anayasa’nın eşitlik hükümlerine rağmen, Devlet bütçesinin önemli bir bölümünü yalnız sünniliğe hizmet veren Diyanet İşleri Başkanlığına ayırmaktadır. Bununla da yetinmeyen Diyanet yurt içinde ve yurt dışında önemlice ticaret merkezleriyle devletin ayırdığı bütçeye ek olarak trilyonlar katmaktadır. Bu gelirlerin ise hesabı devlet taraından kontrol edilmediği gibi, hangi giderlere harcandığı da bilinmemektedir.
Diyanet’in 100 bin kadrosunun, 70 bin camisinin hiç birinde 25 milyon Aleviye hiç bir hizmet verilmemektedir. Ayrıca resmi ideolojinin tüm kurum ve kuralları Sünni devlet biçimine göre uyarlanmaktadır. Diyanet işlerinde görevli tüm görevlilerin aylıkları devlet bütçesinden karşılanmasına rağmen, Alevi kurum ve kuruluşlarına hiç bir katkıda bulunulmadığı gibi, Alevilerin bizzat kendi gayretleri ile açtığı Cem Evleri’ne de hoş bakılmamaktadır.
Oysa aynı devletin tüm bütçesi, Türkiye topraklarında yaşayan devlete karşı her türlü vatandaşlık görevinde de kusur etmeyen halkın verdiği vergiden oluşmaktadır.
25 milyon Aleviyi görmezlikten gelmek, Alevi dedelerinin eğitimi için hiçbir katkıda bulunmamak ve Alevileri asimilasyon sistemi ile eritmeye çalışmak, Cem evlerine karşı hiç bir yükümlülük üstlenmemek, ne Laik Cumhuriyet ilkelerine ne de Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş amaçlarıyla bağdaşmamaktadır?
Sonuç olarak, Alevilikte dedelik kurumu, tüm olanaksızlıklar arağmen, horlanmaya baskıya rağmen, toplumuna hizmet vererek adaletli davranmaya özen göstermişlerdir.
Alevi dedeleri, 4 kapı kırk makamı kendilerine rehbet etmişler, Ehlibeyt yolunu ve Hacı Bektaş Veli süreğini devam ettirebilmek için tarihi bir mücadeleyi sürdürerek günümüze kadar gelmişlerdir.


İSMAİL ELÇİOĞLU
karacaahmet.com

15/2/2008 | Kategori: alevilik | Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti




<<Önceki Sayfa
|1/4|


Alevi Siteleri Listesi  Devrimci Siteler i ziyaret et Görevimiz sizi doğru adrese ulaştırmak.
ALİMİNYOLU