Kategorilerim

Ana Sayfa Arsiv Ziyaretçi Defteri

Son Yazılar

WWW.ALEVİİSLAMYOLU.COM SİTESİNDEYİZBu ülkeyi Türkleştiren ve Müslümanlaştıran AlevilerdirAlevilerden Selçuk'a ÖdülVakit Yazarına YanıtAvrupa'daki Aleviler Nereye Gidiyor?

Belgeseller

Türkiye'de Alevilik Aşık Veysel

Bağlantılar

Aleviyolu Alevi Haber Merkezi Alevi Konseyi Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı Cem Radyo Cem Tv Cem Vakfı Erenler Forum Habercem Karacaahmet

SEYYİD NESİMİ

SEYYİD NESİMİ (1369 – 1417)



Harf gizemciliğinin kurucusu ve büyük üstat olan Esterebatlı Fazlullah’la tanıştıktan sonra ona duyduğu derin aşk ve muhabbetle kendinden geçmiş, adeta bendine sığmaz bir ırmak gibi taşmıştır. (bende sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam.) Onun bu ruhaniyet’ini şu dizelerinden de anlamak mümkündür: “Derya-yı muhit cuşa geldi, Kevn ile mekan huruşa geldi. Sırr’ı ezel oldu aşikara, arif nice eylesin mudara.” demiştir.

Seyit Nesimi “Ey Nesimi, bu gün Tanrı sırlarını yakından bilen kişi sensin. Sen bu sırrın manasını kudret diliyle söylerken sarhoşsun.” Allah aşkı, tüm varlıkların yaratıcı ile beraber bulundukları ezel meclisinde başlamış, alem içindeki akıbet sırrını kavrayan ermişlerde ilahi aşk şarabıyla kendilerinden geçmişleridir. Nesimi “Alemin yaratılan ve yaratan diye ikiye bölünemeyeceğini Allah’ın varlığı içinde eriyip yok olanlar (Fenafillah) Allah’tan başka bir şey görmez gönlünde şüphesi olmayan kişi bilir ki Allah birdir.varlık ancak birdir. Birlik ve benlik ancak tanrıya yaraşır biz, siz, onlar hepsi bir şeydir.sonsuza değin var olan Allah’tır.bu makamda yol ve yolcu birleşir. Enel Hak (hak bende) sözü bu alemde yalnızca bir sestir” Nesimi: “Daim Enel Hak söylerem Hakk’dan çü Mansur olmuşam / Kimdir beni berdar iden bu şehre meşhur olmuşam.” Dizeleriyle inancını dile getirmiştir.

Kimi bilgeler, Nesim’i ve benzeri Batıni sufilerin içsel cezbe hallerini şu sembolik anlatımla dile getirirler: “ Aşk vadisine giren gönüller, tanrının sırlarını taşıyamaz hale gelince çaresiz kalırlar, inleyip sızlanırlar. O zaman da gizlenen, gün gibi ortaya çıkar.”

Fazlullah’ın kurucusu olduğu hurufiliğe göre, kainatın erişilmez kuvvet ve kudreti olan Allah harflerde ve insanın suretindeki belirgin hatlarda tecelli etmiştir. İnsan yüzünde 1 saç, 2 kaş, 4 kiprik’ten oluşan 7 kıl kümesi vardır. Çocuk anadan bu 7 hat üzeri doğar. İnsan yukardan aşağıya bölünmesini ifade eden hattı üstüva iki yanında kalan hatlar 32 rakamına ulaşır. Bu itibarla insan yüzü Allah’ın cemali’nin aynada görünen aksidir. Bu inançla secde insanadır. İnsan, bundan dolayı sadece kainatın değil aynı zamanda Allah’ın da zuhur ettiği bir aynadır. Fazlullah’ın kur’an’a getirdiği bu yepyeni ve aşkınsal yorum şeriat ulamasının toplum üzerindeki hakimiyetini sarsmış ve Fazlullah’ı bundan dolayı korkunç bir işkenceyle öldürmüşlerdi.

Büyük üstadın bu korkunç akıbetinden sonra onun izinden giden hurufiler, Timur’un baskısından kaçarak Osmanlı topraklarına sığındılar fakat burada da yine şeriat ulemasının verdiği fetvalarla kimileri idam edilirken kimileri de diri diri yakılmak suretiyle katledilmişlerdir.

Fazlullah’ın dışında genç Nesimi’nin etkilendiği ikinci kaynak, kendinden yüzlerce yıl önce yaşamış olan aşk şehidi Hallac’ı Mansur’dur. Gazel türünde yazdığı yüzden fazla deyişinde Hallac’ın ismi ve meşhur sözü olan Enel Hak ben hakk’ın kendisiyim- cümlesi geçer. Mansur Enel hak söyledi, haktır sözü, hak söyledi“ sözleri bütün şiirlerine yayılmıştır.

Hz. Ali ve Hz Muhammed’i bir birinden ayrılmaz bir bütün olarak gören Nesimi, Hz. Ali’ye Kur’an’da geçen tanrısal sıfatları yüklemekte hiçbir sakınca görmediğini görürüz ve Oniki imamlara duyduğu derin ve samimi inancı bütün şiirlerinde göze çarpar. Oruç, namaz, hac gibi şeriat kurallarını gereksiz ve anlamsız görür. Allah’a ulaşmak ve onun ilahi sırlarına ermenin yolunun derin bir aşk ve sevgiyle ulaşabileceği inancı tamdır, o bundan asla şüphe etmez. Bu yolda ilerleyen herkesin aynı menzile erebilme fıtratına sahip olduğunu çekinmeden dile getirir.

Şeriat baskısından bunalan Nesimi, hurufiliği yaymak için üstadı Fazlullah’ın katledilişinden sonra Anadolu’ya gelir ve on yıl kadar bir süre Anadolu’nun çeşitli illerinde dolanır. Kendisinden yarım asır önce yaşamış olan Yunus Emre ve Mevlana’nın şiir ve rubailerini inceler. Alevi-Bektaşi felsefesine yeni boyutlar kazandırır. Ancak Osmanlı topraklarında da etkisi hızla yayıldığı için şeriat mollaları onu rahat bırakmazlar. Özellikle Vahdeti Vücut inancı şeriat mollalarının saltanatını sarsmaya başlar.

Vahdeti Vücud (varlık birliği) inancında kainat, Mutlak Varlık’ın zuhurudur. Bütün alem, Mutlak Varlığın bilgisinde sabit olmuş, bu subut kainatı izhar etmiştir. Göklerin dönüşünden unsurlar meydana gelir; göklerle unsurların birleşmesinden cansızlar,bitkiler ve canlılar zuhur eder canlıların kemali insanda zahir olur. insan en son ve en olgun yaratıktır. Kainatın özüdür. Tanrının tecelli yeridir.

Seyyid Nesimi, Vahdeti Vücud inancını, yani Allah’ın insanda tecelli ettiği fikrini harflerin esrarına dayanarak dile getirmekteydi. O bunun böyle olduğuna öylesine inanmaktaydı ki, hiçbir şey onu bu inancından döndürmeye yetmedi. Sonunda din softaları, onu halk huzurunda derisi yüzülerek öldürülmesi yönünde fetva verdi.

Nesimi’nin yüzülmesine fetva veren müftü, Nesimi yüzülürken sağ elinin şehadet parmağını sallayarak, « bunun diyormuş, kanı da pistir. Bir uzuva damlasa, o uzuvun kesilmesi gerekir”. Ve tam bu sıra Nesimi’nin bir katre kanı müftünün şehadet parmağına sıçramış. Meydanda bulunan hal ehli bir can; müftü efendi fetvanıza göre parmağınızın kesilmesi lazım. Müftü, “nesne gerekmez“ demiş. „Biraz suyla temizlenir » Bunu duyan Nesimi kanlar içinde:

Zahidin bir parmağın kessen döner Hakk’dan kaçar

Gör bu miskin aşıkı ser-pa soyarlar ağlamaz

Nesimi Halep’te katledildiğinde henüz kırk yaşları civarındaydı. Türkçe bir divanının yanısıra farsça ve arapça da şiirler yazmıştır. Gömülü olduğu yerin değil de, yüzülerek katledildiği yerin türbeye dönüştürülmesi oldukça anlamlıdır. Nesimi’nin bu korkunç akıbeti Alevi toplumunda derin bir üzüntü yaratmış ve onu ölümsüzleştirmek için cem ayinlerinin önemli bir öğesi haline getirmişlerdir. Nesimi darı ona duyulan derin saygı ve sevginin bir ifadesi olarak yüzyıllarca Alevi cemlerinde uygulana gelmiştir.



KİME NE

Ben yitirdim ben ararım o yar benim kime ne

Gah giderim öz bakıma gül dererim kime ne



Gah giderim medreseye ders okurum hak için

Gah giderim meyhaneye dem çekerim kime ne



Sofular haram demişler şarabın bir katresine

Ben doldurur ben içerim günah benim kime ne



Ben melamet hırkasını deldim taktım eğnime

Ar-ı namus şişesini taşa çaldım kime ne



Ah Yezid seccadeni al yürü mescit yoluna

Pir eşiği benim kabem kıblegahım kime ne



Kelp rakip böyle diyormuş güzel sevmek pek günah

Ben severim sevdiğimi günah benim kime ne



Nesimi`ye sordular ki yarin ile hoş musun

Hoş olayım olmayayım o yar benim kime ne





ALi EVVEL ALi AHİR

Gözün aç gör ey talip Alidir her kan-ı server

Muhammed aşk ile derya Alidir kıymeti gevher



Muhammed ilme kan oldu oldu Ali nutk-ı beyan oldu

Ana her sır beyan oldu Alidir hace-i kanber



Ali’dir cümlenin canı Muhammed’dir Ali kanı

Hakikattir Ali şanı Alidir yar-ı peygamber



Hezaran türlü cümbüşler Ali emri ile işler

Varır yazlar gelir kışlar Alidir cisme can perver



Ne bilsin cahil ü nadan Muhammed ya Ali kimdir

Muhammed serveri dindir Alidir cümleye rehber



Ali evvel Ali ahir Ali zahir Ali batın

Ali şems-i münneverdir Alidir nur ile enver



Alidir her şey için can Alidir yar ile mihman

Ali rahim Ali rahman Alidir cümleye server



Ali vahid Ali ehad Ali ferd ü Ali samed

Alidir cümleye rahmet Alidir şaf’ i mahşer



Ali sultan Ali süphan Ali cennet Ali Rıdvan

Ali dindir Ali iman Alidir sak-i Kevser



Alidir ol veliyyu’llah Alidir mazhar-ı Allah

Ali nurundan eyva’llah münneverdir yedi kişver



Alidir Haydar-ı Kerrar ol aldı kal’a-i Hayber

Alidir katil-i küffar Alidir miri her leşker



Nesiminin dil ü canı münevverdir Ali nuru

Ali vala Ali a’la Alidir server-i safder



BENDE SIĞAR İKİ CİHAN

Bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazam

Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam



Kevn ü mekândır âyetim zâta gider bidâyetim

Sen bu nişân ile beni bil ki nişâne sığmazam



Kimse gümân ü zann ile olmadı Hakk ile biliş

Hakkı bilen bilir ki ben zann ü gümâna sığmazam



Sûrete bak vü ma'nîyi sûret içinde tanı kim

Cism ile cân benim velî cism ile câna sığmazam



Hem sadefim hem inciyim haşr ü sırât

Bunca kumâş ü raht ile ben bu dükâna sığmazam



Genc-i nihân benim ben uş ayn-ı ayân benim ben uş

Gevher-i kân benim ben uş bahr ile kâna sığmazam



Arş ile ferş ü kâf ü nûn bende bulundu cümle çün

Kes sözünü uzatma kim şerh u beyâna sığmazam



Gerçi muhît-i a'zâmım adım âdem durur âdemim

Dâr ile kün fekân benim ben mu mekâna sığmazam



Cân ile hem cihân benim dehr ile hem zamân benim

Gör bu latifeyi ki ben dehr ü zamâna sığmazam



Encüm ile felek benim vahy ile melek benim

Çek dilini vü epsem ol ben bu lisâna sığmazam



Zerre benim güneş benim çâr ile penc ü şeş benim

Sûreti gör beyân ile çünkü beyâna sığmazam



Zât ileyim sıfât ile Kadr ileyim Berât ile

Gül-şekerim nebât ile piste-dehâna sığmazam



Şehd ile hem şeker hem şems benim kamer benim

Rûh-ı revân bağışlarım rûh-ı revâna sığmazam



Tîr benim kemân benim pîr benim civân benim

Devlet-i câvidan benim îne vü âna sığmazam



Yer ü gökü düzen benim geri dönüp bozan benim

Cümle yazı yazan benim ben bu dîvâna sığmazam



Nâra yanan şecer benim çarha çıkar hacer benim

Gör bu odun zebânesin ben bu zebâne sığmazam



Gerçi bugün Nesîmîyim Hâşîmîyim Kureyşîyim

Bundan uludur âyetim âyet ü şâna sığmazam



Ali YÜCE

Kaynak: Nesimi Divanı

16/3/2008 | Kategori: alevi pirleri | Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti


FUZULİ

 

FUZULİ (1504 – 1556 )

Fuzuli, divan edebiyatımızın derinlik, samimilik ve içlilik yönünden en büyük şairlerinden biridir. Doğum tarihi kesin olarak belli değildir. Doğum tarihi kesin olarak belirtilmediği gibi de doğum yeri olarak  Hille, Bağdat ve Kerbela gösterilir. Ancak Fuzuli, Türkçe Divanı’nın mukaddemesinde  Kerbela’da dünyaya geldiğini belirtir. Bu da bizlere Fuzuli’nin Kerbela’da doğduğunu kanıtlar.

Fuzuli’nin kökeni, Irak’a yerleşmiş olan Oğuz Türklerinin Bayat boyundandır.

Babasının adı Süleyman, Fuzuli nin asıl adı ise Mehmet’tir. Tek bilinen çocuğunun ismi Fazlı’dır. Fuzuli ismini diğer şairlerin şiirleriyle karıştırılmaması için kullanmıştır. Böyle bir takma adı başka kimsenin beğenmeyeceğini düşündüğü için kullandığını, Farsça Divanı’nın girişinde açıklamıştır. Ama “İşe yaramayan”, “gereksiz” anlamına gelen “fuzuli” sözcüğünün başka bir anlamı da “erdem” dir.

            Fuzuli’nin yaşamı konusunda bilgileri veren kaynaklar birbirini tutmamaktadır. Onunla ilgili güvenilir bilgileri, yapıtlarının incelenmesinden ve bazı şiirlerinin açıklanmasıyla alıyoruz. Yapıtlarından anlaşıldığına göre Fuzuli iyi bir öğrenim görmüş; özellikle İslami bilimler, tasavvuf, astronomi ve İran edebiyatı konularına çalışmıştır. İslam bilimleri içerisinde hadis, fıkıh, tefsir ve kelam üzerinde durduğu, gene yapıtlarında yer alan  kavramların incelenmesinden ortaya çıkmaktadır. Türkçe, Arapça ve Farsça divanlarında bulunan şiirleri bu üç dili çok iyi kullandığını, onların bütün inceliklerini kavradığını göstermektedir. Fuzuli eğitime ve bilime olağanüstü bir önem vermiştir. Ona göre şiirin özünü sevgi, temelini bilim oluşturur. “Bilimsiz şiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da değersizdir” anlayışından yola çıkarak sevgiyi evrenin özünü kuran bir öğe diye anlamış, bu nedenle de “Evrende ne varsa sevgidir, sevgi dışında kalan bilim bir dedikodudur” yargısına varır.Ona göre gerçek varlık Tanrı’dır, bütün nesneler ve onları kuşatan evren, Tanrı’nın bir görünüş alanıdır. Bu nedenle yaratılış, tanrısal varlığın görünüş alanına çıkışı, bir ışık (nur) olan Tanrı özünden dışa taşmasıdır: “Zihî zâtın nihân u ol nihandan mâsivâ peydâ” ( senin özün gizlidir, bu görünen evren o gizli özünden var olmuştur). Fuzuli’nin anlayışına göre insan “seven bir varlık”tır, bu sevgi Tanrı ile insan arasındaki bağın özünü oluşturur. Ayrıca insanın Tanrı’ya yaklaşmasını sağlar. Varlık türlerinin en yetkini, en olgunu olan insan Tanrı’nın gören gözü, konuşan dili ve duyan kulağıdır.

            Fuzuli daha çok ‘gazel şairi’ olarak tanınmıştır. Gazellerinin konusu olan aşk, tasavvufi aşktır. Gençlik hevesiyle söylediği şiirlerinde beşeri aşkı anlatmıştır, oysa daha sonra insani aşkı bırakıp ilahi aşka uzanmıştır. Tasavvuf, Fuzuli’nin şiirlerinde çok önemli bir unsurdur; bütün sevgililer ilahi sevgili, yani Tanrı’dır. Fuzuli, acı ve ıstırap şairidir. Aşkı bu yönüyle görür ve onu bu yönüyle ele alır. Ayrılığı, derdi ve elemi arar; kavuşmayı istemez. Acı çekmenin insanı olgunlaştırdığı, yücelttiği fikrindedir. Bu bakımdan acı çekmekten de hoşlanır.

            İnsanın  yeryüzünde yaşadığı sürece, ruhunun kutsallığına yaraşır biçimde davranması; doğruluk, iyilik, erdem, güzellik gibi değerlerden ayrılmaması, özünü bilgiyle süslemesi gerekir. Fuzuli “maarif” adını verdiği gönül bilgisini kişinin özünü ışıklandırması için bir kaynak olarak yorumlar; “Ey güzel zâtın maârif birle tezyîn edegör” dizesiyle bu konudaki görüşünü açıklar. Onun ahlak ile ilgili görüşlerini doğruluk, iyilik ve erdem oluşturur.

Şiir, Fuzuli için, düşünceleri, duyguları ortaya koymaya, insanı anlatmaya, kimi sorunları sergilemeye yarayan bir yaratıdır. Şiir,yalnız şiir olsun diye söylenmez; bir varlık görüşünü dile getirmeyi amaçlar. Şiiri oluşturan öz ve anlam sözdür, söz ile kişi kendini ortaya koyar. “Artıran söz kadrini sıdk ile kadrin artırır, Kim ne mikdar olsa ehlin eyler ol mikdar.” Bu dizelerinde sergilenen düşünceye göre sözün değerini arttıran, kendi değerini arttırır, kişinin kendi neyse söylediği sözle açığa vurduğu da odur. Söz kişinin aynasıdır.

İnanç bakımından Fuzuli’nin Oniki İmam’a derin bir sevgisi vardır. Necef’te Hz. Ali, Kerbela’da Hz. Hüseyin’in türbesinde hizmet etmiştir. Yaşamının çoğunu Kerbela’da, o kutsal topraklar üzerinde geçirmesi, birçok şiirlerinde tasavvuftan kaynaklanan bir sevgiyi, bir üzüntüyü işlemesi, Oniki İmam’a olan sevgisinden kaynaklanmaktadır. Kalbi Ehlibeyt ve Oniki İmam sevgisi ve aşkı ile doludur. Fuzuli’ye göre Hz. Ali erdemli, gönül bilgisiyle dolu, olgun, yetkin bir kişidir ve Peygamber’den sonra İmam (halife) olması gereken kimsedir. Bu görüşü benimsemeye, İslam ülkelerinde, mufaddıla (erdeme bağlı olma) denir. Fuzuli de bu erdemden yana olanlar arasındadır. Ona göre Hz. Ali erdem bakımından, bütün halifelerden ve Peygamber’in yakınlarından üstündür. Bu konudaki inancını Hadikatü’s-Süedâ ( Mutluların Bahçesi) adlı yapıtında bütün açıklığıyla ortaya koymuştur. Türkçe ve Farsça divanlarında Hz. Ali ve onun soyundan gelen imamlara bağlılığını konu eden birçok şiiri vardır.

 

Şukr-ı Hudâ ki sâye fekendest ber serem

Ikbâl-i müstedâm-ı  tü yâ Murtazâ Ali

 

Behr-i necât ber heme çün tâat-ı Hudâ

Farzest  ihtirâm-ı tü yâ Murtazâ Ali

 

Manend-i Kâ’be  ma’bed-i ins u melâikest

Her câ  buved makaam-ı tü yâ Murtazâ Ali

 

Her lehze miresed be Fuzuli hezâr feyz

Ez han-ı âm-ı lütf-ı tü yâ Murtazâ Ali

 

Yani Fuzuli şöyle demek istemiştir: “Şükür olun Tanrı’ya ki ya Murtaza Ali, senin daimi ikbalin, başıma gölge salmıştır. Sana hürmet etmek kurtuluş için Tanrı’ya ibadet gibi herkese farzdır. Makamın neresiyse orası, Kâbe gibi insanların, meleklerin ibadethanesidir. Lütfunun  umumi ve şamil sofrasından Fuzuli’ye her an binlerce feyz erişmededir.”

 

Bir ara Bağdat’ı ele geçiren Şah İsmail Safevi’ye yazdığı övgünün kaynağı da Ehlibeyt’e olan sevgisindendir. Oniki İmamlar’a olan sevgi ve türbedeki yapmış olduğu hizmetler karşılığında kendisine verilen çok az bir ücretle geçimini sağlıyordu. Daha sonraları, Bağdat’ı ele geçiren Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman’a övgüler yazmış ve onların ilgilerini üzerinde toplamıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın da kendisine bağladığı dokuz akçe maaş bir süre sonra kesilince, ilgisizlik ve yoksulluk ulu ozanı yürekten yaralamıştır. Bu olay üzerine de dönemin Nişancı Paşasına yazdığı “Şikâyetname” adlı Türkçe mektuplarıyla ayrıca ün kazanmıştır.

                       

Hâkir bakma bana kimseden sığınma kemem

                        Fakir-i Padişah asa geda-yı muhteşemem

                        Ne mülkü mal bana çarh verse memnunem

                        Ne mülk ü maldan azade kılsa mahzunem

 

Fuzuli  Anadolu Aleviliğinde de oldukça önemli bir ozandır. Alevi cem ibadetlerinde bu ulu ozanın, yazmış olduğu beyitler, nefesler ve mersiyeler eşliğinde ibadetler yapılır. Fuzuli’nin, Oniki İmam’a kalbinde derin bir sevgi, aşk beslemesi, Hz. Ali ve Hz. Hüseyin’in türbelerinde hizmet etmesi, tasavvuf  ehli olması, Aleviler tarafından kendisine karşı beslenen sevgiyi daha da fazlalaştırmıştır. Fuzuli Alevilerce yedi ulu ozandan biri olarak kabul edilir.

Fuzuli’nin kaç sene yaşadığı ve kaç yaşında Hakk’a yürüdüğü kesin olarak belli değildir. Ancak Feridun Fazıl Tülbentçi, Mısır basması bir divanın arkasında Fuzuli’nin, Safari’nin yirmi yedinci günü vefat ettiğinin kayıtlı olduğunu görmüştür. Bu tarih;de 11 Ocak 1556’ya rastlar. O yüce ozanın kabrinin nerede olduğu kesin olarak bilinmese de, bazı kaynaklara göre Hakk’a yürüdüğü zaman İmam Hüseyin’in türbesinin girişine gömülmesini istemiş ve bu vasiyeti üzerine, türbenin girişine defnedilmiştir. Kesin olan şudur ki, Fuzuli’nin kabri Kerbela’dadır. 1556 yılında Irak’ta baş gösteren bir veba salgını sonucu Hakk’a yürümüştür.

 

Fuzuli’nin  bilinen eserleri şunlardır;

1)Türkçe divân 2)Farsça divân 3)Arapça divân 4) Leyla ve Mecnun 4) Bengü Bâde

5)Rind ü Zâhid 6) Sihhat u Meraz 7) Sâkiy-nâme 8) Şâh u Gedâ 9) Enîsi-ül Kalb

10) Terceme-i Hadîs-si Erbain 11) Hadîkat-us Suadâ 12) Risâle-i Muammeyât

13)Mektupları 14)Şikâyetname16) Cümcüme- Nâme 17)Sohbet-ül Esmâr

18)Çağatayca-Farsça Manzum Lügat 19) Risâle-i Mevlânâ Fuzuli

20) Matma’-ul İ’tikaad.

                                  

                                                                                   Yılmaz DOĞAN

 

Kaynak: Fuzuli Divanı-Abdülbaki GÖLPINARLI

Kaynak: internet sitesi www kim kimdir.gen.tr. 

Kaynak: internet sitesi www.dusle.com

 

www.aleviislamdinhizmetleri.org

 

Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı

16/3/2008 | Kategori: alevi pirleri | Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti


ABDAL MUSA DERGAHI

 

ABDAL MUSA SULTAN DERGAHI:

Abdal Musa, Hacı Bektaş’ın önde gelen halifelerindendir. Hacı Bektaş Dergahındaki  “Ayakçı Postu” onundur. Söylenceler onun Horasan erenlerinden olduğunu gösterir. Babası  Hasan Gazi’dir, Dedesi Haydar Ata ise Hacı Bektaş’ın amcasıdır. Türbesi Antalya Elmalı’nın Tekke köyündedir. Bektaşi inancında Hacı Bektaş Dergahından sonra en önemli dergahlarımızdandır. Denizli’de, Bursa’da, Manisa’da, Bergama’da da Abdal Musa’ya ait Türbeler bulunsa da bunların makam olduğu  asıl Türbenin Elmalı’nın Tekke köyünde olduğu kesindir. II. Mahmut döneminde Tekkenin tüm mal varlığına el konularak tekkenin başına Nakşi Şeyhleri atanmış Erkan, Nakşi usulüyle yürütülmüştür. Bu arada yörenin ileri gelenleri fırsattan yararlanarak dergahın mallarına el koymuşlardır. Daha sonraları çeşitli başvurular sonucu tekrar Bektaşi Erkanına geçilmiş.  Hatta kimi beylerden el koydukları mallar geri alınmışsa da  bu gibi durumlar Osmanlı Devletinin yıkılmasına kadar devam etmiştir.

 

http://www.aleviislamdinhizmetleri.org

17/2/2008 | Kategori: alevi pirleri | Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti


HACI BEKTAŞ VELİ DERGAHI

 

HACI BEKTAŞ DERGAHI, PİR EVİ:

Hacı Bektaş Dergahı,  HACI BEKTAŞ VELİ adına kurulmuştur. Anadolu’ya gelen Hacı Bektaş,  kimi yerleri dolaştıktan sonra  o günkü adıyla Sulucakarahöyük’e yerleşir. Burada yaşayan halkla kaynaşır. Burası giderek heterodoks ve Ehlibeyt inanç odaklı kesimlerin  inanç merkezi haline gelir.  İşte bu derleşmeden  Pirevi dediğimiz Alevi Bektaşiliğin  ana dergahı Anadolu’da  doğmuş olur. Dergahın kurulması Hacı Bektaş’la birlikte başlar. Daha sonraki yıllarda kimi eklenti ve düzenlemelerle türbeler, mezarlık, aşevi, kilerler, ambarlar, konukevi, çeşmeler, çamaşırhane, hamam, meydanevi, çilehane, yönetim yeri, tekke, eğitim ve sohbet odalarından oluşan büyük bir külliye oluşur. Dergah içerisindeki cami II. Mahmut zamanında yaptırılmıştır. Anadolu’ya İmam Ali, Ehlibeyt, Oniki İmamlar  inancını, Muharrem yası geleneğini, tevella ve teberra anlayışını ilk defa Hacı Bektaş Veli getirir. Bu inanç öğelerini Dergahlar  tekkeler yoluyla tüm Anadolu ve Balkanlara yayarlar.

 

İlk dönem  Osmanlı padişahları Hacı Bektaş’a bağlılık ve saygı duymaktaydılar. Bunlardan I. Murat Hacı Bektaş’ın mezarına Mimar Yanko Madyan’a bir türbe yaptırır. Türbenin kubbesi Sekizinci İmam aşkına sekiz köşelidir. Daha sonraları II. Bayazıt, Dulkadir Oğulları beyi Alahaddin, Mimar Sinan, 4. Mustafa, Abdulaziz, II. Abdulhamit zamanlarında çeşitli onarımlar ve eklentiler yapılmıştır.

 

Hacı Bektaş Dergahı giderek Ahi, Kalenderi, Haydari diğer İmam Ali inanç temelli akımların merkezine dönüşür. Bu akımlara ait tekkelerde zamanla Dergaha bağlanırlar. Hacı Bektaş Dergahı aynı zamanda bir kültür ve eğitim merkezidir. Anadolu ve balkanlardaki tekke Şeyhleri burada eğitim görür ve icazetlerini alarak tekkelerinin başlarına dönerler.

 

Pir evini  geliştiren Bektaşi Tarikatına yeni biçim kazandıran Balım Sultan olmuştur. Kalender Çelebi ayaklanmasından sonra Hacı Bektaş Veli Dergahının halk üzerindeki etkisinden korkan Osmanlı padişahı bu etkiyi kırabilmek için Dergaha 1552 yılında  Sersem Ali adında bir kişiyi Dede-Baba unvanıyla atadığını görüyoruz. Daha sonraları da Mücerret (Evlenmemiş) Devşirme dervişlerin yerleştirildiği görülüyor. O tarihten sonradır ki  Hacı Bektaş Veli, “evli idi evli değildi” tartışmaları zaman zaman alevlenerek sürüp  gitmiştir. II. Mahmut’un yeniçeri ve Bektaşi Dergahlarına karşı yürüttüğü yıkım ve kıyımdan Pir evide nasibini alır. Dergah post nişini Hamdullah Çelebi Amasya’ya sürgün edilerek yerine Nakşi Şeyhi Mehmet Sait Efendi atanır görevi oradakileri Nakşiliğe çevirmektir. Ne varki kendisi ve onun ardılları da birer birer Bektaşileşeceklerdir. İşte bu dönemde II. Mahmut tarafından Pir evinin kalbine camii yaptırılmıştır. Daha sonraları Osmanlının yıkılması Cumhuriyetin ilan edilmesinden hemen sonra 30 kasım 1925 tarihinde 677 sayılı yasayla kapatılır. Bu kapatılmanın ardından Dergah içerisindeki el yazmaları önemli belgeler tarihi değeri yüksek halılar şamdanlar vb. binlerce malzeme Ankara’ya taşınması gayesiyle yağma edilmiştir. Daha sonra 1964 yılında müze olarak açılmıştır. Açılış tarihi olan  16  Ağustos 1964  den itibaren günümüze kadar her yıl düzenli olarak Ulusal ve Uluslar Arası düzeyde Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinlikleri büyük   kitle  katılımlarıyla  coşkulu bir şekilde  yapılmaktadır .

 

http://www.aleviislamdinhizmetleri.org

17/2/2008 | Kategori: alevi pirleri | Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti


EDİP HARABİ

Harabi (Edip Harabi)
HARABI VE DEYISLERI HAKKINDA BIRKAÇ SÖZ:
1853 yilinda Istanbul'da dogdu. Asil adi Ahmet Edip'tir. Harabi sonradan siirlerinde kullandigi mahlastir. Bazi siirlerinde adi Edip olarak geçer.

Bahriye Birlik katibi olan Harabi ömrünü Istanbul ve Rumeli'de geçirmistir. 17 yasinda Bektasilige giren Harabi dünyadan göçüs yili olan 1917'ye kadar bu yolun sadik bir bendesi ve yilmaz bir savasçisi olmustur.

Tasavvufla tasavvuf üstadlarinin eserleri ile yakindan ilgilenmis, hece ve aruzla yazdigi veya irticalen söyledigi deyislerle koca bir divan meydana getirmistir. Yunus'un sevgi ve birlik duygusuna, Nesimi'nin sertligine, Kaygusuz'un hiciv ve istihzasina, Pir Sultan'in cesaretine bu dünyadaki deyislerde bol bol rastlamak mümkün.

DIVAN
Harabi'nin kendi elyazisi ile meydana getirdigi divan 570 sahifelidir. Bu divani inceleyen Nejat AN arkadasimiz söyle yaziyor: "Edip Harabi Divani Istanbul'da Süleymaniye kütüphanesinde, Ihsan Mahfi kitaplari arasinda 98 numarada kayitli bir yazmadir. Siirlerin yazili oldugu defter arada bir sahifeleri baska renkte olan, ilk otuz sahifesi dis kenarindan fare yenigine ugramis, kalin bir defterdir. Siirler gelisi güzel bir sirayla yazilmistir. Sonda bir fihrist var. Bu fihristte, siirlerin ilk misralari ile, bunlarin hizalarinda: asikanedir, rindanedir, hezeldir, nefestir, kafiranedir, mersiyedir, hicvamizdir, felekten sikayettir, vahdet-i ilahidir, berayi latife söylenmistir, hakimanedir, duadan ibarettir... gibi izahlar var.

Siirleri aruzla ve hece ile yazilmistir. Sairin bu iki vezne de çok alisik oldugu hakimiyetinden anlasiliyor. Uyaklari kimi zaman göz için, kimi de kulak içindir. Rediflere ragbeti vardir. Nazim sekillerini maksadina göre seçmekte ustadir.

Edip Harabi, tasavvuf konularinda oldugu kadar hiciv alaninda da usta ve tecrübeli bir sairdi. Hicviyelerinin üstünde, kime niçin ve ne zaman yazildigini gösteren notlarin bulunmasi; onlarin ilginçligini artirmaktadir.

Bu arada sairi costuran, kizdiran sebeplerin belli olmasi, onun hayati hakkinda da epey bilgi vermektedir.


YENIDEN DOGUS
Harabi bütün Bektasiler gibi yeniden dogusa ermis ve hayatina yeni bir yön vermistir. Bu dogus 17 yasinda olmustur:


Berzahtan kurtuldum çiktim aradan
Onyedi yasinda dogdum anadan
Muhammed Hilmi Dede Babadan
Çok sükür hamdolsun geldim imkane
Çok genç yasinda, Merdiven Köyü Bektasi tekkesinde M. A. Hilmi Dede Babaya ikrara verip tarikate giren Harabi hayatinin sonuna kadar bu ikrara sadik kalmis, siir ve nefesleri ile Bektasi edebiyatinin en kudretli ustadlarindan biri olmustur.

Bektasi olmadan önceki halini söyle anlatir: "Abdestimi alir, tastan duvare karsi bir kalkar bir yatardim. Savmi salati birakmazdim. Cennetle huri, gilman sevdasi vardi gönülde. Bes vakte bes katardim, çok namaz kilardim, camileri gezerdim. Allaha vasil olmak böyle olur sanirdim."

Yeniden dogus ona yeni düsünceler yeni inançlar getirir ve ona su misralari yazdirir:


Allah idi muradim
Gece gündüz onu aradim
Derlerdi hiç bulunmaz
Çünkü o lamekandir
Miraca nail oldum
Bir haylice zamandir
Hariç degildir Allah
Me'vasidir o dergah


HER SEY ADEMDEDIR
Harabi artik medrese ve mescit softaligindan tamamen kurtulmus, kendisine yeni bir kible bulmustur. adem.

Ona göre hersey ve herseyin yaraticisi olan tanri ademdedir. Ve gerçek Kible ademdir:


Veçhi Harabiye gel eyle dikkat
Hakkin cemalini eylersin rüyet
Bu, Harabiye has bir fikir degildir. Harabi'den önce de çok söylenmistir. Mesela, ondan 500 yil önce Nesimi de ayni inanci su misralarla dile getirmistir.


ademde tecelli kildi Allah
Kil ademe secde olma gümrah
ademdir iki cihanda maksut
Secde etmeyen ona oldu merdud
Hacci ekber kilmak istersen gel ey zahid beru
Asikin kalbi içinde sen bu beytullahi gör

Adini bilemedigimiz baska bir Bektasi sairi be konuda söyle der:


Hararet nardadir saçda degildir
Keramet sendedir taçda degildir
Her ne ararsan kendinde ara
Kudüs'te Mekke'de Hac'da degildir
Seyyit Nizamoglu'nun divaninda da yer yer bu fikre rastlamaktayiz:


Bende Cennet bende tuba bendedir
Alem-i vahdette yoktur gayri hiç
Cümle mevcudat-i esya bendedir
Ger dilersen hakki görme Seyfiya
Gel beru gel Tur-u Musa bendedir
Bektasi edebiyati bu çesit örneklerle doludur. Herseyde Hakki görmek ve mevcut olan herseyde birlik ve beraberlik bulmak haline eskiler vahdet-i vücut adi vermislerdir. Iste, Harabi vahdet-i vücuda cani gönülden inanmis ve baglanmis bir sairdir.


HARABI IÇIN YAYIN
Harabi ilk siirlerini Saadet gazetesinde yayinlamaya baslamistir. Yayinlanmis veya yayinlanmamis siirleri Bektasiler arasinda çabucak yayilmis, bestelenmis, sazla ve sözle Türkiye'nin her tarafinda söylenir hale gelmistir. Izmir'li Hüseyin Hüsnü Erdikut Baba'nin yazdigina göre Riza Tevfigin de mürsidi olmustur.

Harabi hakkinda ilk defa genis bilgi veren ve onun siirlerinden mühim bir kaç numume yayinlayan Saadettin Nüzhet Ergun olmustur. 1930 yilinda devlet matbaasinda basilip Maarif Vekaletince yayinlanan Bektasi sairleri adindaki kitabin 79-115 sayfalari Harabiye ayrilmistir.

Saadettin Nüzhet Ergun'nun bu kitabi sonradan Maarif Kütüphanesi tarafindan Bektasi-Kizilbas-Alevî Sairleri ve Nefesleri adi ile yayinlanmis ve 2 basim ve 3 ciltte 251-265 sayfalar Harabiye ayrilmistir.

1950 yilinda, Izmir'li H. Hüseyin Erdikut "Edip Harabi'nin Divani" adi ile 74 sayfalik bir kitap yayinlamistir. Bilgi Matbaasinda basilan bu kitaptaki kisa ön sözünde Harabi'den söz açarken rahmetli Hüsetin Hüsnü baba söyle yazmaktadir: "Vaktiyle bu fakire hediye etmis oldugu kendi elyazisi ile divançesinde 115 kadar es'ari mevcut oldugundan ve simdiye kadar bu zatin eserleri pek az nesredildiginden, ihvani basafaya ve muhterem okurlara küçük bir hizmette bulunmak ve muhterem sairin ruhunu sad etmek maksadiyle bu vazifeyi mukaddes addederek isbu divançenin tab ve intisarina haddim olmayarak cür'et eyledim."

Kaynak: HARABI VE DEYISLERI, (Haz. Sefer Aytekin, 1959)
İçeriz Sarap

Ey zahit saraba eyle ihtiram
Müslüman ol terk et bu kilükali
Ehline helaldir na-ehle haram
Biz içeriz bize yoktur verbali

Sevaba girmek çün içeriz sarap
Içmezsek oluruz duçar-i azap
Senin aklin ermez bu baska hesap
Meyhanede bulduk biz bu kemali

Kandil geceleri kandil oluruz
Kandilin içinde fitil oluruz
Hakki göstermeye delil oluruz
Fakat kör olanlar görmez bu hali

Sen münkirsin sana haramdir bade
Bekle ki içesin öbür dünyada
Bahs açma HARABI bundan ziyade
Çünkü bilmez haram ile helali

Kaynak : turkuler.com
__________________
 
Daha Allah ile cihan yok iken
Biz anı var edip ilan eyledik
Hakk'a hiçbir layık mekan yok iken
Hanemize aldık mihman eyledik

Kendisinin ismi henüz yok idi
İsmi şöyle dursun cismi yok idi
Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
Şekil verip tıpkı insan eyledik

Allah ile burda birleştik
Nokta-i amaya girdik birleştik
Sırr-ı Küntü kenzi orda söyleştik
İsmi şerifini Rahman eyledik

Aşikar olunca zat ü sıfatı
Kûn dedik var ettik bu semavatı
Birlikte yarattık hep kainatı
Nam ü nişanını cihan eyledik

Yerleri gökleri yaptık yedi kat
Altı günde tamam oldu kainat
Yarattık içinde bunca mahlûkat
Erzakını verdik ihsan eyledik

Asılsız fasılsız yaptık cenneti
Huri gılmanlara verdik ziyneti
Türlü vaidlerle her bir milleti
Sevindirip şad ü handan eyledik

Bir cehennem kazdık gayetle derin
Laf ateşi ile eyledik tezyin
Kıldan gayet ince kılıçtan keskin
Üstüne bir köprü mizan eyledik

Gerçi Kün emriyle var oldu cihan
Arş-ı Kürsü gezdik durduk bir zaman
Boş kalmasın diye bu kevnü mekan
Ademin halkını ferman eyledik

İrfan olan bilir sırrı müphemi
İzhar etmek için ism-i azamı
Çamurdan yoğurduk yaptık ademi
Ruhumuzdan bir ruh revan eyledik

Adem ile Havva birlik idiler
Ne güzel bir mekan bulduk dediler
Cennetin içinde buğday yediler
Sürdük bir tarafa puyan eyledik

Adem ile Havva'dan geldi çok insan
Nebiler Veliler oldu mümayan
Yüzbin kerre doldu boşaldı cihan
Nuh Naciyullah'a tufan eyledik

Salih'e bir deve eyledik ihsan
Kayanın içinden çıktı nagehan
Pek çokları buna etmedi iman
Anları hak ile yeksan eyledik

Bir zaman Eshab-ı Kefh'i uyuttuk
Hazreti Musa'yı Tur'da okuttuk
Şit'i çulha yaptık bezler dokuttuk
İdris'e biçtirip kaftan eyledik

Süleyman'ı Dehr'e sultan eyledik
Eyyub'a acıdık derman eyledik
Yakub'u ağlattık nalan eyledik
Musa'yı Şuayb'a çoban eyledik

Yusuf'u kuyuya attırmış idik
Mısır'da kul diye sattırmış idik
Zeliha'yı ona çattırmış idik
Zellesinden bendi zindan eyledik

Davut peygambere çaldırdık udu
Kazadan kurtardık Lût ile Hûd'u
Bak ne hale koyduk nar-ı Nemrud'u
İbrahim'e bağ u bostan eyledik

İsmail'e bedel cennetten kurban
Gönderdik şad oldu Halil ür rahman
Balığın karnını bir hayli zaman
Yunus peygambere mekan eyledik

Bir mescide soktuk Meryen Ana'yı
Pedersiz doğurttuk orda İsa'yı
Bir ağaç içinde Zekeriyya'yı
Biçtirip kanına rızan eyledik

Beyt-i Mukaddes'te Kudüs şehrinde
Nehri Şeria'da Erden nehrinde
Tathir etmek için günün birinde
Yahya'yı, İsa'yı üryan eyledik

Böyle cilvelerle vakit geçirdik
Bu enbiya ile çok iş bitirdik
Başka bir Nebi'y-yi zişan getirdik
Anın her nutkunu Kur'an eyledik

Küffarı Kureyşi ettik bahane
Muhammet Mustafa geldi cihane
Halkı davet etmek için imane
Murtaza'yı ona ihvan eyledik

Ana kıyas olmaz asla bir nebi
Nebiler şahıdır Hakk'ın habibi
Biz anı Nebi'y-yi ihsan eyledik

Hak Muhammed-Ali ile birleştik
Hep beraber Kabe-kavseyn'e gittik
O makamda pek çok muhabbet ettik
Leylerel esrayı seyran eyledik

Bu sözleri sanma her insan anlar
Kuş dilidir bunu Süleyman anlar
Bu sırrı müphemi arifan anlar
Çünkü cahillerden pinhan eyledik

Hak ile hak idik biz ezeliden
Ta ruz-i Elest'te Kalubeli'de
Mekan-ı Hüda'da bezm-i celide
Cemalini gördük iman eyledik

Vahdet alemini bilmeyen insan
İnsan suretinde kaldı bir hayvan
Bizden ayrı degil Hazreti Süphan
Bunu Kur'an ile ayan eyledik

Sözlerimiz bizim pek muhakkaktır
Doğan ölen yapan bozan hep Hak'tır
Her nereye baksan Hakk'ı mutlaktır
Ahval-i vahdeti beyan eyledik

Vahdet sarayına girenler için
Hakkı hakkel yakın görenler için
Bu sırrı Harabi bilenler için
Birlik meydanında cevlan eyledik
 
erenlerforum

12/2/2008 | Kategori: alevi pirleri | Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti




<<Önceki Sayfa
|1/3|


Alevi Siteleri Listesi  Devrimci Siteler i ziyaret et Görevimiz sizi doğru adrese ulaştırmak.
ALİMİNYOLU