Kategorilerim

Ana Sayfa Arsiv Ziyaretçi Defteri

Son Yazılar

WWW.ALEVİİSLAMYOLU.COM SİTESİNDEYİZBu ülkeyi Türkleştiren ve Müslümanlaştıran AlevilerdirAlevilerden Selçuk'a ÖdülVakit Yazarına YanıtAvrupa'daki Aleviler Nereye Gidiyor?

Belgeseller

Türkiye'de Alevilik Aşık Veysel

Bağlantılar

Aleviyolu Alevi Haber Merkezi Alevi Konseyi Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı Cem Radyo Cem Tv Cem Vakfı Erenler Forum Habercem Karacaahmet

Bu ülkeyi Türkleştiren ve Müslümanlaştıran Alevilerdir


Prof. Doğan’la söyleşimizin üçüncü bölümünde Türkiye’deki Alevilerin durumunu değerlendirdi.


İşte Doğan’ın ağzından çarpıcı başlıklar:


Bu ülkeyi Müslüman kılan Alevilerdir. Türkleştiren Alevilerdir, Alevilik’tir. Türk kavimlerinin Anadolu’ya girişi 11. asırdır. Ama 1071’den, Malazgirt’ten önce gelen kavimler var, bu yerler hâlâ yaşıyor. Urfa Kısas’ta, 87’ye yakın saz şairi var. Ama kala kala 4 tane Alevi ve Türk köyü kalmış. Bir taraftan Şafiler önemli ölçüde baskı yapmışlar, bir taraftan Osmanlı Devleti döneminde büyük baskılar var. Batı’ya doğru göçe devam etmişler ama orada hâlâ birkaç köy kalmış ve o köyler bugün hâlâ Aleviliği yaşıyorlar. Dersim diye bilinen Tunceli en önemli merkezlerden biri ve orada 37’ye yakın Türk yerleşimi var. Aşiretler, bağlı oldukları ocaklarla beraber gelmişlerdir. Yani dini inanç önderleriyle birlikte gelmişler, Dersim’e yerleşmişler ve oradan tüm Anadolu’yu aydınlatmaya çalışmışlardır. O yüzden Bektaşilik yoktur Doğu’da, Alevilik vardır. Neden? Çünkü Hacı Bektaşi Veli’nin Orta Anadolu’ya gelişi 13. asırdır. Halbuki ondan 200 sene önce Anadolu Türkleşmeye, Müslümanlaşmaya, Alevileşmeye başlıyor. Ama bugün Aleviliğin sorgusu yapılıyor. Alevilik Müslümanlık içinde mi, dışında mı diye tartışılıyor. Türkiye, bu tür inanılmaz tarihi hataları yaşıyor.


Mevlana’yı, Yunus’u çıkarın Türkiye karanlıkta kalır


Alevilik, yalnız Alevilerin değil, Türkiye’nin büyük bir kültür sorunudur. Bugün Alevileri, yani büyük düşünce insanlarını çıkartın sahadan Türkiye karanlıkta kalır. Mevlana’yı çıkarın, Yunus’u çıkarın, Hacı Bektaş’ı çıkarın, yüzlerce, binlerce şairi çıkarın aradan, Türkiye kültürel olarak karanlıkta kalır. Yani o aydınlık Türkiye’yi göremezsiniz. Bir Arap ülkesi görürsünüz ve Arap değerlerini uygulayan ve İslami değerler sistemini de şekil üzerine bina eden bir uygarlık uygulaması görürsünüz.


Türkiye’de İslam’ı Araplaştırmaya çalışıyorlar


Anadolu’da bugüne kadar yaşanan Müslümanlık, Alevi Müslümanlığıydı. Şimdi Araplaştırmaya çalışıyorlar. En büyük sorun orada. Onun için Alevilerin önünü açmak istemezler. Çünkü Aleviliğin önü açılırsa, Aleviliğin İslam anlayışı bu ülkede kamuoyuna ifade edilebilirse hiç şüpheniz olmasın Türkiye’de Sünni yurttaş oranı yüzde 8-10’da kalır. Öbürleri Müslümanlığı Aleviler gibi anlayacaktır. Zaten Türk kavimlerinin doğal olarak anlayışları oydu. Anadolu’yu Müslümanlaştıran hareket Aleviliktir. 13. asırda sadece Mevlana’ya bakmayınız, Yunus’a, Hacı Bektaş’a, Abdal Musa’ya bakmayınız, onlardan çok önce Ebûl Vefa var.


Doğu Anadolu’da hakim olan, özellikle Ebûl Vefa ve çevresi, Dersim’e gelip yerleşen ocaklardır. O ocaklardır oradaki meşaleyi yakanlar. Sonra, ikinci göç dalgasında Hacı Bektaşi Veli ve çevresi geldiğinde Orta Anadolu’yu aydınlattılar. Ondan sonra orada yerleşenler yaktıkları meşalelerle, Kırım üzerinden Balkanlara geçenlerle birlikte Balkanları aydınlattılar ve bütün bu aydınlanma hareketinin temelinde Türklerin İslam anlayışı vardı. Yani Kuranı Kerim ayetlerini saz ile, semah ile, kadın erkek bir arada, dede huzurunda icra ederek, anlamak ve uygulamak vardı. Bugün de Balkanlara gittiğinizde aynı semahların döndüğünü görürsünüz. Bu nasıl oluyor peki Sünni Osmanlı’da? Çünkü Osmanlı da başında Sünni değildir. 16. asra, yani 1517’lere kadar Osmanlı Devleti’nin dini, mezhebi yoktur. Seküler bir yapısı vardır. 1517’den, yani hilafetin getirilmesinden itibaren, Yavuz Sultan Selim’le birlikte yapı değişmiştir ve Sünnilik resmi mezhep olarak kabul edilmiştir. Kahire’den 2 bine yakın Sünni ulema getirilmiştir. Sünniliğin eğitimine başlanmıştır ve eğitimin kabul edilmesi için kılıç kullanılmıştır. Binlerce, onbinlerce baş kesilmiştir Sünniliğin yayılması için ve Aleviliğin püskürtülmesi için.


Alevilik daha özgürlükçü bir İslam anlayışını yansıtır


Cumhuriyetle beraber çok şey değişti. Cumhuriyet, din ve devlet işlerini ayırma politikasıyla, yeni doğacak devletin yapısını laik bir yapıya oturtmakla dinin devlet hayatından çıkmasını ve yurttaşın kendi sosyal yaşamına indirgenmesini esas aldı. Nereye kadar? Çoğulcu demokrasinin Türkiye’de işlemeye başlamasına kadar. 1950’lerden sonra din istismarının çok oy getirdiği görüldüğü için yeniden eski yaralar kaşınmaya başlandı ve din istismarı kullanarak iktidar önemli ölçüde istikrar sağladı.


Hangi manada? Yani sağ dediğimiz, muhfazakâr geçinen ve laik cumhuriyetten yana çok da istekli olmayan siyasal iktidarlar dini duyguları sömürmeyi çok daha kolay bir hedef olarak kabul ettikleri ve daha kolay icra ettikleri için o yola girdiler ve Türkiye’de bir de baktık ki, Atatürk döneminde getirilen evrensel insani değerleri benimseyen yeni nesiller yetiştirmeyi hedef alan bir eğitim sistemi yerine yeniden imam hatip okullarının, yüzbinlerce Kuran kursunun oluştuğu ve insanların anlamadıkları bir dilde ve bilmedikleri bir yazıda kendilerini geliştirmeye çalıştıkları yeni bir düzen doğmuş oldu ve bu düzen yavaş yavaş meyvelerini verdi. 82 Anayasası’yla birlikte din derslerinin mecburi hale getirilip, sadece Sünni İslam, İslam diye Türk halkına yutturulmaya devam edilince, 82’de doğan bebek 2005’te 23 yaşında oy verdiği zaman da, o kültürden beslenerek, o değerlerle yetiştiği için oylarını kendisine öyle bir düzen vaat eden partilere vermeye başladı. İşte işin özü budur. Tabii öyle olunca da, Aleviliğin önünü mümkün olduğunca kapatmak gerekiyor. Çünkü Alevilik daha çağdaş, evrensel değerleri içeren, kadına çok önem veren, kadın ve erkek arasında ayrım yapmayan bir İslam anlayışını ifade ediyor.


Haber: Vatan - Habercem.com

 

18/6/2008 | Kategori: alevi haber | Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti


Alevilerden Selçuk'a Ödül

 

“Karanlıktan Aydınlığa Birlik Şöleni” İstanbul Bağcılar Kapalı Olimpik Spor Salonu’nda gerçekleşti.


 

Bağcılar Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtım Derneği’nce düzenlenen “Karanlıktan Aydınlığa Birlik Şöleni” İstanbul Bağcılar Kapalı Olimpik Spor Salonu’nda on bin kişinin katılımıyla gerçekleşti. Alevi dernek ve vakıflarının yöneticileri tarafından yakılan çerağla başlayan şölende Cumhuriyet İmtiyaz Sahibi ve Başyazarı İlhan Selçuk’a “Alevi düşüncesine yaptığı katkılardan” dolayı şükran plaketi sunuldu.

 

İlhan Selçuk adına plaketi alan Miyase İlknur yaptığı konuşmada, “Zor zamanlarda Alevilerin dostları parmak hesabıyla sayılacak kadar azdır. Aleviler, bu dönemlerde gönül evlerinin kapılarını aralayıp giren dostlarını, “Mihman Ali’dir” deyi bir daha bırakmazlar. İlhan Selçuk, 1962′den beri yazdıklarıyla, büyük trajediler yaşayan Alevilerin yaralarına merhem olmuş, onun zor zamanda verdiği destek Alevilerle arasında ezeli ve ebedi bir dostluğun temelini atmıştır” dedi.

Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül , Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı ve Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan ‘ın da katıldığı şölende Sabahat Akkiraz , Grup Kızılırımak, Arif Sağ, Ferhat Tunç, Ali Kızıltuğ, Arzu, Zeynel Aba, Özcan Türe, Cihan Çelik ve Binali İlgün de söylediği deyiş ve nefeslerle binlerce kişiyi coşturdu.

 

Selçuk kısa süre içinde taburcu edilecek

 

Öte yandan doktorlar geçirdiği ameliyat sonrasında sağlık durumu hızla düzelen İlhan Selçuk’un kısa süre içinde taburcu edilebileceğini belirtti. Günlerini Türkiye’deki gelişmeleri izleyerek geçiren ve yazılarına başlamak için gün sayan Selçuk’a ziyaretler sürüyor. Önceki gün de SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın ve SHP Genel Başkan Yardımcısı İlhan Göğüş , hastaneye gelerek ziyaretçi defterini imzalayıp Selçuk’a “geçmiş olsun” dileklerini ilettiler.

 

Haber: Cumhuriyet

 

28/4/2008 | Kategori: alevi haber | Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti


Vakit Yazarına Yanıt

 

Cem Vakfı Genel Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan, Vakit Gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez’in dünkü köşe yazısında babası ve kendisi hakkında yazdıklarına yanıt verdi. 
 

 

İşte Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın açıklaması

 

Sevgili Hüseyin Üzmez,

 

Dünkü Vakit Gazetesi’ndeki köşe yazınızı Doğan Dedeyle aranızda geçtiğini söylediğiniz bir konuşmaya ayırmışsınız. Babam rahmetli Doğan Dede’nin mealen aktardığınız düşüncelerine göre, namazı reddetmediğini özetle söylüyorsunuz. Benim ise görüşlerimin Doğan Dede’nin görüşleriyle hiç uyuşmadığını söylüyorsunuz.

 

Sevgili Hüseyin Üzmez, benim hiç bir yazı ve sözümde namaza karşı olduğumu gösterme şansınız yok. Çünkü ben hiç bir zaman namaza karşı olmadım. Tam tersine inanç özgürlüğünü hayatı boyunca savunan birisi olarak böyle bir düşünceyi taşımam mümkün değil. Herkes Tanrıya nasıl daha kolay gideceğini kendisi bilir, kendisi karar verir. Kimi müslümanlar namazla kimisi semah ile, kimisi saz kimisi ney ile kimisi de zikrederek Allah’a daha çok yaklaştıklarına inanırlar. Bu herkesin mutlak özgürlük alanıdır. Ne kişi ne de devlet bu alana müdahale edemez. Namaz kılana da kılmayana da sevgi ve saygı duyarım. Ne diyor Yunus Emre sevgili Üzmez, ‘Yaradılmışı hoşgördük, yaradandan dolayı’..

 

Sevgi ve saygılarımla…

 

Haber: WWW.HABERCEM.COM

 

27/4/2008 | Kategori: alevi haber | Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti


Erdoğan'a Ramazan Tepkisi

 

Aleviler, 1 Mayıs’ı maliyet gerekçe göstererek tatil etmeyen AKP’yi eleştirdi.



Pir Sultan Abdul Kültür Derneği Başkanı Fevzi Gümüş, 1 Mayıs’ı maliyet gerekçe göstererek tatil etmeyen AKP Hükümetini eleştirdi ve “1 Mayıs için bir günün maliyetini yapan Başbakan’ın Ramazan ayındaki işgücü kaybının da maliyetini yapması gerekir. Kamu kurumlarının, belediyelerin iktidarların teşviki ile Ramazan ayı boyunca gayri resmi tatil uyguladığı koşullarda işçilerin, emekçilerin tatil talebini iş gücü kaybı ile izah etmeye kalmak samimiyetsizliktir” dedi.

Fevzi Gümüş, yaptığı açıklamada AKP iktidarının hiçbir vicdani, ahlaki kural tanımayan küreselleşmenin hizmetkârlığını, ABD’nin ılımlı İslam projesinin Ortadoğu’daki taşeronluğunu üstlenmekle suçladı. Gümüş, “AKP iktidarı, baskıcı karakterini ve emek düşmanlığını, 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanması ve 1 Mayıs’ın tatil edilmesine ilişkin toplumsal taleplere gösterdiği tepki ile bir kez daha gösterdi” dedi.

AKP’nin başta Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası gibi düzenlemeler olmak üzere çeşitli icraatlarıyla sosyal devlet anlayışını tahrip ettiğini ileri süren Gümüş, eğitim ve sağlık gibi en temel insani hakların kullanımının serbest piyasanın insafına terkedildiğini bildirdi.

 

1 MAYIS TEPKİSİ

 

Başbakan Erdoğan’ın 1 Mayıs’ın tatil edilmesine ilişkin talebi ekonomik gerekçelerle doğru bulmadığını açıklamasına tepki gösteren Gümüş, Başbakan Erdoğan’ın bu söyleminin “tam anlamıyla sermayeye tapındığını ve emekçilere düşman olduğunun” göstergesi olduğunu ileri sürdü. Gümüş, şunları belirtti:

“Bu tavır, AKP’nin özgürlükler konusundaki samimiyetsiz davranışının da kanıtıdır. AKP’nin zihniyetine göre, özgürlükler sadece türbanlılar ve sermaye içindir. Parası olmadığı için sağlık, eğitim, sosyal güvenlik hizmetlerinden faydalanamayacak olanlar, özelleştirmelerden dolayı mağdur olanlar, işçiler, köylüler, ezilenler ise kendisinin deyimiyle ayaktır, dolayısıyla özgürlükleri yoktur. Bir üreticiye verdiği tepkide görüldüğü gibi onlar analarını da alıp gitmelidir.

Erdoğan, ‘Bir günün maliyeti bu ülkeye 2 katrilyondur. Hem kalkınmadan bahsedeceksiniz hem tatil isteyeceksiniz’ demektedir. Dünyanın pek çok ülkesinde, buna gelişmiş ülkeler de dahildir, 1 Mayıs resmi tatildir ve işçi bayramı olarak kutlanmaktadır. Sermaye sevici Erdoğan, bize göre 1 günlük tatilin ülkeye faturasını değil, yandaşlarına, uluslararası sermaye çevrelerine peşkeş çektiği kamu olanaklarının, iktidarı dönemindeki talanın hesabını yapmalıdır. Küreselleşmenin imamı Erdoğan bilmelidir ki, Türkiye kalkınamıyorsa bunun sorumlusu işçiler değil, ülkemizin kaynaklarının vahşi bir saldırganlıkla yağmalanmasıdır.”

 

RAMAZANI DA HESAP ETSİNLER

 

Açıklamasında Başbakan Erdoğan’ın 1 Mayıs için maliyet hesabı yaptığına dikkat çeken Gümüş, Başbakan’ın Ramazan ayındaki işgücü kaybının da maliyetini yapması gerektiğini belirtti. Gümüş, şunları belirtti:

“Kamu kurumlarının, belediyelerin iktidarların teşviki ile ramazan ayı boyunca gayri resmi tatil uyguladığı koşullarda işçilerin, emekçilerin tatil talebini iş gücü kaybı ile izah etmeye kalmak samimiyetsizliktir. 1 Mayıs’ta, varoşlardan, fabrikalardan, okullardan alanlara doğru yürüyüşe geçen ayaklar alanları dolduracak, otoriter muhafazakârlığı inşa etmeye çalışan Erdoğan’a ve onun temsil ettiği zihniyete karşı güçlü bir haykırış içinde olacaktır. Ayaklar analarını da alıp 1 Mayıs’ta alanlara gelecektir, günü geldiğinde de hiçbir değer tanımayan neoliberal politikaların uygulayıcısı gerici ve karanlık zihniyetli iktidarı alaşağı edecektir.”

 

Haber: ANKA

 

Haber:Habercem

 

25/4/2008 | Kategori: alevi haber | Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti


Yolsuzdan Yol Sorulur mu?

 

Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı’dan Yol TV’ye tepki.


CEM Vakfı Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı
Pazar akşamı YOL TV de Hasan Kılavuz ve Erdoğan Aslan  tarafından sunulan Gönül Yolu programına yazılı bir açıklamayla tepki gösterdi. İşte Açıklamanın tam metni.

 

YOLSUZDAN YOL SORULUR MU?

20 Nisan 2008 Pazar akşamı YOL TV de Hasan Kılavuz ve Erdoğan Aslan tarafından sunulan Gönül Yolu programı bir skandal idi. Programa biri Şafii mezhebinden, diğeri de Caferi mezhebinden iki din adamı davet edilmişti. Hasan Kılavuz, Şafii Hoca’ya Aleviliği nasıl gördüğünü İslam içinde mi dışında mı gördüğünü soruyor; Hoca da Aleviler bana göre Müslüman değil diyor. Ama belki on kez dönüp dolaşıp “Aleviler kendilerini tarif etmelidirler” diyor. Ne tarifi? Allah aşkına ne tariften bahsediyor bu. Alevilik en az Şafiilik kadar köklü ve eski bir tarihe sahip. Sanki yeni doğmuş bir inanç ta bir tarif problemi yaşanıyor? Bin yıldır bu inanç sahipleri kendilerini tarif etmemişler de şimdi mi edecekler? Döne döne ben Alevileri Müslüman olarak görmüyorum ve arkasından Aleviler kendilerini tarif etmelidirler diyor. Ve acı olan orada oturan Alevi inancını temsil eden kişilerden çıt çıkmıyor. Ne tasdik ediyorlar ne karşı çıkıyorlar. Caferi inancını temsil eden Burhanettin Dağ “Ben Alevileri Müslüman olarak görüyorum” dediğinde ise konuşturtmadılar ve programı kapattılar. Hocaya Alevilerin neden Müslüman olmadıklarını on kez anlattırdıkları halde Burhanettin Dağ’ı susturdular.

 

Hâlbuki Hasan Kılavuz’un geçmiş söylemlerine baktığımızda kendisinin de “Aleviliğin İslam Dışı” olduğuna dair açıklamaları göze çarpmaktadır. Şafii Hocanın, kendisinin sorduğu soruya vereceği cevabı kelimesi kelimesine biliyordu. O zatı da bu nedenle programa davet etti ve yine o soruyu ona bu nedenle yöneltti.

 

Alevilikle alakalı sorular ancak Aleviliğin özünü bilen, daha da ötesi Aleviliği her açıdan yaşayan, özü ile sözü ile Alevi olan birine sorulduğunda bir önem taşır. Hasan Kılavuz ya da Erdoğan Aslan gibi daha Alevi edebini alamamış, ideolojik fikirleri ile inancı karıştıran kişilerin inançla ilgili açıklamaları havanda su dövmekten başka bir şey değildir. Ömrünce bırakın Aleviliği Cemevinden içeri adım atmammış bir Şafii Hocaya ne hakla ve ne cüretle Aleviliğe bir tanım yapması istenebilir.

Şimdi Alevileri Müslüman görmeyen başka bir sese kulak verelim. Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu. Verdikleri mesaj aynı ama kurumları değişik. Bardakoğlu; “Cemevinin caminin alternatifi gibi sunulması, Aleviliği müstakil bir din haline getireceği ve ekseriyeti camiyi ibadethane olarak kabul eden Alevileri Müslümanlıktan koparacağı için yanlış olduğunu, bu talebin Aleviliğin özüne ve tarihsel tecrübesine aykırı olduğu gibi Müslümanlar arasında tefrikanın körüklenmesine ve meydana getirilen ayrılığın giderek kemikleşmesine de yol açacağını” ileri sürmektedir.

Şimdi her iki açıklamayı masaya yatıralım. Hasan Kılavuz ve Erdoğan Aslan’ın sunduğu programdaki “Aleviler Müslüman değil” çığırtkanlığı ile Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’nun “Müslüman isen ibadethanen camidir” dayatması ne kadar da birbiriyle örtüşüyor değil mi? Her ikisi de Alevileri Müslümanlık içerisinde görmekten ve tanımlamaktan ne kadar da rahatsızlar.

Düşünmeden edemiyoruz, acaba ortak mı hareket ediyorlar, yoksa bilmeyerek birbirlerinin amaçlarına hizmet mi ediyorlar? Diyanet ve içimizdeki ihanetçiler elele verip Alevileri kendi karanlık kuyularına çekme telaşı içindeler. Ama unuttukları bir şey var; bizler asırlardır inancımızı özümüzü bozmadan yaşadık. Bizi ne Muaviye ne Yezid ne de Yavuz kendine benzete bildi. Zulümlerin, sürgünlerin ve kıyımların çemberinden geçilen yıllarda asimile edilemeyen bir Alevilik, kimse kusura bakmasın ama bir kaç kendini bilmezin lafıyla asla asimile edilemez.

 

İslamiyet içerisindeki yerimiz kimsenin iradesinde değil ve hiç kimse Alevileri tanımlama gibi bir hadsizliğin peşine düşmesin. “Cem evi sadece zenginlimizdir” diyen zihniyetler acaba İlahiyat okullarında dini ahlak ve terbiye yerine dışlama ve kendine benzetmeyi mi okuyup öğreniyorlar? Ya da içimizdeki ihanetçiler; asırlardır bedeller verilerek yaşatılan, Hz. Muhammed ve Hz. Ali’den süzülen İslami değerlerin bütünü olan Aleviliği çıkarları icabı başkalaştırmanın toplumumuza ne kadar büyük darbe olduğunun farkında değiller mi?

Hadi diyelim ki biz Aleviler Müslüman değiliz; o zaman bu tezi ileri sürenlere sormazlar mı “Sen ne kadar Müslümansın? Müslüman kendisi gibi olmayanı küçümser mi? Horlar mı? Dini zorlar mı?” Ya da biz Müslüman değiliz, bizi kandırmasınlar, aldatmasınlar diyenlere sormazlar mı “Sen nesin? Başka bir Din geldi de bizim mi haberimiz yok? Kitabın nedir? Peygamberin kimdir?” Bu soruların altında ezilirsiniz.

 

Gelin de biz Alevilerden o kin ve nefret kokan nefeslerinizi uzaklaştırın.

Son zamanlarda neredeyse her gün Alevileri ve Cem evlerini hedef alan bir haber gündeme düşüyor. Kendini İlahiyatçı Prof. sanan zat konuşmasında; “Cem evinde folklör yapılıyor. Sema yapılıyor. Cem evleri ibadethane değildir” diyor. Devrin kadılarına her geçen zaman bir yenisi ekleniyor. Biz Alevileri tahrik etmenin çabası içerisindeler. Ama ne yaparlarsa yapsınlar asla bu tip basit ayak oyunlarına gelmeyeceğiz. Her şeyden önce Ehli Beyt’ten gelen ahlaki terbiyemiz buna izin vermeyecektir.

 

Tarihi biraz okumasını bilen Aleviliğin İslami değerlerin yaşamasındaki öneminden kuşku duyamaz. Özümüzden kuşku duyanlar ise öz itibariyle özü çürük olanlardır.

İnsanlığın yeniliklere doğru çağ atladığı bir yüzyılda ortaçağ zihniyetini bedenlerinde barındıranları kınıyor, herkesi Alevilere karşı dürüst olmaya, inkârcılıklarını ve art niyetlerini bırakmaya, inançsal değerlere saygılı olmaya davet ediyoruz.

 

Haber: Habercem

25/4/2008 | Kategori: alevi haber | Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti




<<Önceki Sayfa
|1/26|


Alevi Siteleri Listesi  Devrimci Siteler i ziyaret et Görevimiz sizi doğru adrese ulaştırmak.
ALİMİNYOLU